ISSN: 0041-4255
e-ISSN: 2791-6472

Abdullah Zararsız

Akdeniz Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü, Antalya/TÜRKİYE https://ror.org/01m59r132

Anahtar Kelimeler: Arifî Ahmed Paşa, vezir, muhallefat, İran seferi, müsadere.

Giriş

Muhallefat, Arapça “geride bırakılan” anlamındaki muhallef kelimesinin çoğul biçimi olup ölen kişinin bıraktığı şeyler anlamındadır[1] . Müsadere kelimesi de Arapça kökenli olup sudur kökünden türemiş ve “çekip almak” manasına sahip olmuştur. Anlam içeriğine bakıldığında ise zimmet suçu işleyen ya da devlet hazinesini türlü sebeplerle zarara uğratan devlet görevlileri veya halktan zengin kimseler öldükten sonra onların sahip olduğu mallara devlet tarafından el konulmasını ifade etmektedir[2] .

İslam devletlerinde ihtiyaç duyulan zamanlarda devlet hazinesine kaynak sağlama amacıyla müsaderenin uygulanması Hz. Ömer devrine kadar gitmektedir. Müsaderede temel amaç, devletin tayin ettiği görevlinin, yine devletin tahsis ettiği gelirin dışında rüşvet, yolsuzluk vb. yollarla gelir elde ederek haksız bir biçimde zenginleşmesine karşılık olarak ceza verilmesidir[3] .

Kendisinden önceki Türk ve İslam devletlerinde olduğu gibi Osmanlı Devleti’nde de müsadere usulü erken dönemlerden itibaren uygulanmış ve Tanzimat devrine kadar devam etmiştir. Musa Çelebi’nin uyguladığı istisna[4] dışında ilk olarak Fâtih Sultan Mehmed devrinde uygulanan müsaderenin temel amacı, haksız bir biçimde zenginleşen devlet memurlarını kontrol altında tutmaktır. Osmanlı devlet anlayışına göre bir göreve tayin edilen görevliye tahsis edilen gelirler, şahsa değil makama aittir. Bu nedenle şahıs öldüğünde/ortadan kalktığında elde ettiği servetin tekrar makamın sahibi olan devlete rücu etmesi gerekmektedir[5] . Bizans’tan rüşvet aldığı propagandasıyla idam edilen Sadrazam Çandarlı Halil Paşa’nın[6] mallarına el konulmasıyla başlayan müsadere uygulaması zaman içerisinde yaygınlaşarak keyfi bir hâl alacak ve ayanlardan sarraflara kadar pek çok kesimi kapsayarak sermaye birikimini kontrol etmek amacıyla sık sık uygulanacaktır[7] .

Osmanlı uygulamasında müsadere usulünde kul sistemi esas alınmıştır. Çandarlı Halil Paşa’nın idamından sonra Türk kökenli devlet adamları idareden uzaklaştırılmış ve devşirme kökenli devlet adamlarının idaredeki etkinliği artmıştır. Bu dönemde yalnızca devşirme kökenliler kul sistemi içinde yer alırken Kânûni Sultan Süleyman’dan sonra kulluk anlayışı devşirme olmayan devlet adamlarını da içerecek şekilde genişlemiştir. Kul sistemi içinde yer alanlar İslam hukukunun ilkelerine göre padişahın kölesi olarak kabul edildikleri için bunların ölümünden sonra eş ve evlatları yerine padişahlar yasal mirasçıları olmuştur. Dolayısıyla üst düzey devlet adamları öldükten sonra sahip oldukları mallar devlet hazinesi adına müsadere edilmiştir[8] . Müsadere uygulamasının hukuki ve ahlaki durumu Lutfi Paşa’dan Mustafa Nuri Paşa’ya, Naima’dan Cevdet Paşa’ya kadar pek çok müellif tarafından tartışma konusu edilmiştir[9] .

Başlarda devlet memurlarını cezalandırma amacını taşıyan müsaderenin, özellikle hazinenin nakit ihtiyacının artmaya başladığı 16. yüzyıl sonlarından itibaren cezalandırmaktan ziyade hazineye gelir kaynağı yaratmak için kullanıldığını söylemek mümkündür. Önceki devirlerde müsadere uygulamasının dışında bırakılan ulema da bu dönemden itibaren müsadereye dâhil edilmiştir. Dolayısıyla müsadere uygulaması hazinenin önemli kaynaklarından biri hâline gelmiştir[10]. Müsadere uygulamalarında Osmanlı Devleti’nin dikkate aldığı gerekçeler olarak emre itaatsizlik, toplum ve ordu içinde karışıklıklara neden olmak, seferlerde isteksiz ve yavaş davranmak, devlet işlerine karışmak, casusluk ve ihanet öne çıkmaktadır[11].

18. yüzyılda yoğunluk kazanan müsadere uygulamasıyla mallarına el konulan devlet görevlilerinden birisi de vezir rütbesini haiz olan Arifî Ahmed Paşa’dır. İran seferinde serasker olarak bulunan Ahmed Paşa hakkında devlete ihanet ettiği gerekçesiyle idam kararı verilmiş ve malları müsadere edilmiştir. Bu çalışmada arşiv belgelerinin ve kaynakların el verdiği ölçüde, Osmanlı Devleti’ne bürokrasinin düşük kademelerinde hizmet etmeye başlayarak bürokrasinin zirvesi olan reîsülküttâblığa kadar yükselmeyi başaran, buradan seyfiye sınıfına geçerek batıda Tuna Nehri kıyılarında sınır belirlenmesinden doğuda Revan’ın fethedilmesine dek uzanan askerî kariyere sahip olan Arifî Ahmed Paşa’nın hayat öyküsü ve öldürülmesinin ardından devletçe el konulan mallarının tasfiye süreci ele alınmıştır. Osmanlı Devleti’nde reîsülküttâb olarak görev yapan bürokratların sadece 29’unun vezirlik veya beylerbeylik rütbesine yükseldiği göz önüne alınırsa Arifî Ahmed Paşa’nın devlet adamı olarak önemi daha iyi anlaşılacaktır[12].

1. Arifî Ahmed Paşa’nın Hal Tercemesi

18. yüzyılın ilk yarısında yaşamış ve bürokrasi kademelerinde başladığı memuriyetini seyfiye sınıfına girerek sürdürmüş bir devlet adamı olan Arifî Ahmed Paşa’nın hayat öyküsüne dair ne yaşadığı devirde ne de sonradan kaleme alınmış eserlerde detaylı ve toplu bilgi bulunmaktadır. Kaynaklarda bulunan bazı bilgilerin de karışık durumda olduğu ve birbiriyle çeliştiği görülmektedir. Ahmed Paşa’nın hayatına dair bilgiler eserlerin içine perakende bir hâlde dağılmıştır.

18. yüzyılda kaleme alınan eserlerde evvela Arifî Ahmed Efendi, sonra da Arifî Ahmed Paşa olarak anılan bu devlet adamına dair yalnızca tevcihat kayıtlarından ve özellikle İran seferinde serasker olarak bulunmasından bahsedilmekte, kaynaklar Ahmed Paşa’nın İran seferindeki faaliyetleri konusunda sessiz kalmakta, idamı konusunda ise yalnızca Subhî Tarihi’nde bazı ayrıntılar bulunmaktadır. Bununla birlikte Arifî Ahmed Paşa’nın ailesi ya da muhallefatıyla alakalı olarak da anılan kaynaklarda bilgi bulunmamakta, yalnızca arşiv belgeleri sayesinde detaylı bilgiler elde edilebilmektedir.

a. İlk Memuriyetleri ve Bürokratik Hayatı

Arifî Ahmed’in kökeni ve ailesine dair bilgiler sunan kaynaklardan Ahmed Resmi Efendi, onun İstanbullu olduğunu söylerken[13], 18. yüzyılda kaleme alınmış olan Tuhfe-i Hattatin’de kendisinin “diyar-ı şarkdan bedid” olduğu kaydedilmektedir[14]. H. 1302 tarihli Hariciye salnamesinde de kendisinin İstanbullu olduğundan bahsedilmiştir[15]. Bu bilgiler dikkate alındığında Arifî Ahmed’in ailesinin Anadolu’nun doğusundan İstanbul’a geldiğini ve kendisinin İstanbul’da yetiştiğini söylemek mümkündür.

Arifî Ahmed İstanbul’da Topal Yusuf Paşa’nın hizmetine girerek mühürdarı ve divan efendisi olarak görev yapmış, bu görevlerde gösterdiği başarıyla şöhret kazanarak hacegan sınıfına girmiştir. İstanbul’da ün kazanıp hacegan sınıfına mensup olduktan sonra bürokrasi kademelerindeki yükselişine başlayan Ahmed Efendi’nin kaynaklarda tespit edebildiğimiz ilk görevi tezkirecilik olmuştur. Bu göreve atanma tarihi tam olarak tespit edilemese de 2 Ekim 1711 tarihli bir arşiv belgesinde koyun (ağnam) mukataacılığının hâlen tezkire-i evvel olan Arifî Ahmed Efendi’ye tevcih edilmesine bakarak onun Ekim 1711’den evvel bu göreve tayin edilmiş olduğunu söyleyebiliriz[16]. 1711 yılının aralık ayı tarihli bir başka belgede ise Ahmed Efendi’den “tezkire-i evvel-i sâbık” olarak bahsedilmektedir[17]. Bu bilgilerden hareketle 1711 yılından evvel tezkirecilik görevinde bulunan Arifî Ahmed Efendi’nin, 1711 sonları itibarıyla mukataacılık görevine tayin edildiğini söylemek mümkündür.

Arifî Ahmed Efendi mukataacılık görevinden sonra süvari mukabeleciliğine tayin edilmiş ve 1715 yılında Mora’ya düzenlenen sefere iştirak etmiştir[18]. 23 Temmuz 1716’da sadaret mektupçuluğuna tayin edilen Ahmed Efendi’ye bu atama sırasında mektupçuluğun reîsülküttâblık için giriş mahiyetinde olduğu sadrazamın kethüdâsı tarafından bildirilmiş[19], bu görevi icra ettiği sırada 1716 yılının ağustos ayında piyade mukabeleciliğine, eylül ayında ise Mora Yarımadası’nda reîsülküttâb vekilliğine tayin edilmiştir[20]. 1717 yılı başlarında hâlen Mora’da bulunan Ahmed Efendi’nin reîsülküttâb vekili ve nişancı olarak görev yaptığı anlaşılmaktadır. Bu sıralarda Mora Seraskeri Osman Paşa’ya gönderilen bir emirde Ahmed Efendi’nin Edirne’ye gönderilmesi istenmiş[21], Avusturya’ya karşı sürdürülen seferde orduyla birlikte bulunan Reîsülküttâb Kadri Efendi’nin azil ve sürgün edilmesi üzerine 7 Eylül 1717 tarihinde reîsülküttâblığa tayin edilerek orduya gönderilmiştir[22].

b. Vezareti ve Valilikleri

Arifî Ahmed Efendi’nin bir yıla yakın bir süre reîsülküttâblık yaptıktan sonra kalemiyeden seyfiyeye geçtiğini görmekteyiz. Reîsülküttâb Ahmed Efendi, Pasarofça Antlaşması’nın imzalanmasından evvelki müzakereler esnasında başarı göstermiş, bundan dolayı Sadrazam ve Serdâr-ı Ekrem Damad İbrahim Paşa tarafından sunulan arzda kendisine vezaret rütbesi verilerek Tuna Nehri’nden Eflak arazisine varan bölgede Osmanlı-Habsburg sınırının belirlenmesi işiyle görevlendirilmesi istenmiştir. Buna istinaden 2 Ağustos 1718 tarihinde gönderilen emirle Ahmed Efendi’ye vezaret rütbesi ve Niğbolu Sancağı tevcih edilmiş, ayrıca kendisine Teke Sancağı’nın yarı geliri de arpalık olarak verilmiştir[23]. Ahmed Paşa, Avusturya ile sınır belirleme hususunda Avusturya delegesinin antlaşmaya aykırı olarak Tuna ve Oltu nehirleri üzerindeki adalarla ilgili talepleriyle uğraşmak zorunda kalmış, ancak durumu merkeze bildirerek meselenin antlaşma maddeleri gereğince çözülmesini sağlamıştır[24].

11 Şubat 1720 tarihinde yapılan tevcihatta Arifî Ahmed Paşa’dan Niğbolu Sancağı alınmış ve Karaman Eyaleti, Adana Eyaleti ile beraber idaresine verilmiş[25], Karaman ve Adana eyaletlerine tayininden kısa bir süre sonra emrindeki bütün timar ve zeamet sahipleriyle birlikte Vidin Kalesi’nin tamirinde görevlendirilmiştir[26]. Ahmed Paşa Karaman valiliğine atanmasından yaklaşık 6 ay sonra Urban (Bedevi) eşkıyasının isyanlarını bastırmak ve sükûneti sağlamak üzere Halep’e gönderilmiştir[27]. Bu dönemde Paşa’nın görev yerinin kısa aralıklarla değiştiği görülmektedir. Esasen bu değişikliklerin çok da önem taşımadığı ve Paşa’nın Halep’e gelene kadar genellikle sınırda muhafaza işleriyle meşgul olduğu aşikardır. Ahmed Paşa’nın Halep’deki mesaisi de uzun sürmemiş ve tayininden yaklaşık 6 ay sonra, 4 Mart 1721 tarihinde Diyarbekir Eyaleti’nin idaresine gönderilmiştir[28].

Diyarbekir Eyaleti’ndeki görevinde evvela aşiretlerin eşkıyalıklarıyla mücadele etmekle meşgul olan[29] Arifî Ahmed Paşa’nın hayatındaki dönüm noktası ise 1723’te başlayan İran seferleri olmuştur. Sefer hazırlıkları başladıktan sonra Osmanlı Devleti seferin finansmanı için bazı çözümler üretmeye çalışmıştır. Bu minvalde İran seferleri sırasında imdad-ı hazariye vergilerine %50 oranında zam yapılmış ve bu şekilde tahsil edilmiştir. Buna istinaden Diyarbekir Valisi Ahmed Paşa Tiflis seferinde görevlendirildiğinde o yıl Diyarbekir’den toplanacak olan 20 bin guruş, zamla birlikte 30 bin guruş olarak tahsil edilmiştir[30]. Aynı yıl Diyarbekir’de imdad-ı seferiye ise 44 bin guruş olarak tespit edilmiş, bu paranın bir kısmı toplanamamış ve eksik kalan kısmın verenlerden tamamlanması istenmiştir[31]. İlerleyen yıllarda seferin uzaması nedeniyle devlet hazinesi boşalmış ve valilerin masraflarını karşılayabilmesi için imdad-ı seferiyenin de yılda iki kez tahsil edilmesine izin verilmiştir. Böylece Osmanlı Devleti İran seferlerinin masrafını halka yüklemiştir[32].

İran seferi başladığı esnada Diyarbekir Valisi olan Arifî Ahmed Paşa, 1723 yılı şubat ayında hem kapı halkı hem de Diyarbekir’deki bütün sancakbeyleri ve alaybeyleriyle birlikte Tiflis’in ele geçirilmesiyle görevlendirilen Serasker İbrahim Paşa’ya destek olması için sevk edilmiştir[33]. Osmanlı ordusu tarafından Tiflis’e yapılan taarruz neticesinde burası ele geçirilmiş ve mutasarrıf olarak Tiflis Hanı Vahtan’ın İslam’ı yeni kabul etmiş olan oğlu Şehnevaz tayin edilmiştir. Tiflis’in muhafazası ise 22 Ağustos 1723 tarihinde Arifî Ahmed Paşa’ya havale edilmiştir[34].

Tiflis’in fethinden yaklaşık 1 ay sonra ordu idaresinde değişiklikler yapılmıştır. Serasker İbrahim Paşa, sefer sırasındaki yavaş hareketleri, açgözlülüğü, rüşvet alması gibi hareketlerinin yanında Şirvan hanına savunma için yardım etmemiş ve Bakü’nün Rusların eline geçmesine neden olmuştur. Bütün bunların sonucunda İbrahim Paşa seraskerlikten azledilerek Tiflis’in muhafazasıyla görevlendirilmiştir. Revan tarafına seraskerlik görevi ise Arifî Ahmed Paşa’ya verilmiştir. Bu sırada İstanbul’da yapılan müzakereler neticesinde yeni fethedilen bir bölgeye yeni Müslüman olmuş bir şahsın atanmasının uygun olmadığı düşünülerek, Tiflis Eyaleti de Arifî Ahmed Paşa’nın uhdesine verilmiş ve kendisine 550 guruş kıymetinde samur kaplı bir kürk gönderilmiştir[35]. Paşa Revan seferi için hazırlıklarını sürdürürken gönderilen emirde Revan’ın fethinden sonra vakit kaybetmeden Nahcıvan tarafına hareket etmesi ve buradaki Safevî faaliyetlerinin engellenmesi gerektiği kendisine bildirilmiştir[36].

Arifî Ahmed Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu kış mevsimini sefer hazırlığıyla geçirdikten sonra 1724 yılı yazında Revan’a doğru harekete geçmiştir. Arifî Ahmed Paşa’nın başında bulunduğu ordunun mevcudu İstanbul’dan gönderilen 27 bin yeniçeriyle birlikte 60 bini geçmiştir. Revan Kalesi’nin muhkem yapısı göz önüne alınarak Erzurum’dan büyük kuşatma topları da Revan’a doğru yola çıkarılmıştır. Böylece ileri harekâtına devam eden Osmanlı ordusu bir haftada Tiflis’ten Revan’a ulaşarak 24 Haziran 1724’te şehri kuşatmaya başlamıştır. Kuşatmanın başlarında Revan’ın dış mahalleleri Osmanlılar tarafından ele geçirilmiş olsa da kalede bulunan müdafiler direnmeye devam etmiştir. Üç aylık bir kuşatmadan sonra Tahmasb’dan yardım gelmeyeceğini anlayan Revan muhafızı 27 Eylül 1724’te teslim olmayı kabul etmiş, ardından 7 Ekim 1724’te Osmanlı ricali Revan Kalesi’ne girerek kaleyi teslim almış ve burası da Osmanlı kontrolüne girmiştir[37]. Uzun süren kuşatma esnasında umutsuzluğa düşen serasker Arifî Ahmed Paşa’yı cesaretlendirmek ve kuşatmayı kaldırıp geri dönmesini engellemek için fermanlar gönderilmiştir[38]. Arifî Ahmed Paşa’nın bu başarısı Sultan III. Ahmed’in takdirini kazanmış, kendisine ve maiyetine samur kaplı kürkler gönderilmiş ve ardından Revan’ın idaresi ve muhafazasıyla görevlendirilmiştir. Ayrıca ihtiyaçlarına sarf etmek üzere iç hazineden 15 bin guruş tahsis edilmiştir[39].

Revan’ın ardından Ahmed Paşa Gence’nin fethedilmesiyle de görevlendirilmiştir[40]. Ancak Revan’ın fethinden birkaç gün sonra Belgrad, Niş ve Vidin taraflarından gelen yeniçeriler arasında bulunan bir grup, mevacipleri dışında bir miktar para talebiyle kargaşa çıkarıp seraskeri yaralayarak esir almış, Ahmed Paşa ancak Mir-i Alem Derviş Mehmed Ağa’nın askerlere 100 kese akçe getirmesiyle kurtulabilmiştir. Daha sonra adamlarıyla şehrin dışına çıkan Ahmed Paşa, askerleri galeyana getiren üç zabiti yakalayıp idam ettirerek olayları bastırmış, 95 kese akçeyi asilerden geri almıştır[41]. Yaşanan bu olaya istinaden seraskerin askerlerden intikam alma tasavvuruna düşmesi ve bunun orduyu bozma ihtimali göz önüne alınarak 14 Haziran 1725 tarihinde Diyarbekir ve Revan eyaletleri valiliğinden azledilmiş, uhdesine arpalık olarak verilen Ordubad ya da Nahcıvan sancaklarından birinde ikamet etmesi ve buraların muhafazası şartıyla Trabzon valiliğine tayin edilmiştir[42].

Öte yandan Ahmed Paşa’nın Revan muhafızlığı sırasında karşı karşıya kaldığı bir diğer sorun da bazı başıboş askerlerin neden olduğu olaylardır. Bu askerler Osmanlı idaresine itaat eden Ermenilerin köylerini basarak mallarını gasp etmiş, kendilerini ise esir almıştır. Yaşanan olaylar neticesinde bölgedeki ahalinin bir kısmı yerlerini terk etmiştir. Bu türden olayların önüne geçemeyen Ahmed Paşa, İstanbul’a gönderdiği arzda Revan muhafızlığından azlini talep etmiş ancak bu talep kabul görmemiş, seraskerlikten azlinin ardından, yerine Erzurum Valisi Hacı Mustafa Paşa Diyarbekir ve Revan valiliğiyle birlikte serasker olarak tayin edilmiştir[43]. Bu düzenlemelerin ardından sefere devam eden Osmanlı ordusu Gence’yi de ele geçirmiştir.[44] Gence’nin fethinden sonra o bölgede asayişin artık sağlandığı gerekçesiyle Ahmed Paşa Trabzon’daki kargaşa hâlinin ortadan kaldırılması için Nahcıvan ve Ordubad muhafızlığından azledilerek Trabzon’a gönderilmiştir[45].

Ahmed Paşa’nın Trabzon’daki görevi kısa sürmüş ve 1725 yılı sonlarında Sivas valiliğine tayin edilmiş[46] ancak bu görevi de uzun süreli olmamış ve Paşa’nın bir sonraki durağı yeniden Halep valiliği olmuştur. 12 Ocak 1726 tarihinde Halep’e tayin edilen Ahmed Paşa’ya bölgedeki asayişsizliği ortadan kaldırma ve Rakka’dan Kudüs’e kadar uzanan bölgeyi muhafaza etme görevi verilmiştir[47]. Ahmed Paşa’nın Halep valiliğindeki bir başka görevi Kirmanşah ve Hemedan’a yapılacak seferde ordunun kullanması için gönderilecek hayvan ve zahirenin Birecik’ten Rıdvaniye’ye nakledilmesi ve sefere katılacak süvari ve piyade askerinin toplanması olmuştur[48]. Paşa bu işler için gemi inşa ettirmek ve Birecik’te ikamet etmekle yükümlü tutulmuş, bu minvalde hayvan ve zahire nakli için 139.872 guruşluk bir masrafla 672 gemi inşa ettirilmiştir[49]. 1728 yılı ağustos ayında Arifî Ahmed Paşa Halep’ten ayrılarak Anadolu’nun iç taraflarına dağılan Türk, Kürt ve Arap aşiretlerini yerlerine iskân etmesi koşuluyla Rakka valiliğine tayin edilmiştir[50]. Arifî Ahmed Paşa 1722 yılı başlarında Diyarbekir valisiyken de Rakka mukataalarına iskân edilen aşiretlerin Diyarbekir’de perakende hâlde dağılmasından sonra bunların tekrar Rakka’ya iskan edilmeleriyle görevlendirilmiş ancak bu aşiretlerin iskanı meselesi bir süre sonra iptal edilmiştir[51]. Paşa’nın Rakka valiliği sırasında Teke Sancağı’nı da tasarruf ettiği 2 Mart 1728 tarihli tevcih kaydında sancağın üzerinde “ibka” bırakılmasından anlaşılmaktadır[52].

Ahmed Paşa, bizzat kaleme aldığı el-Maʻârifü’l-Feyziyye isimli eserde, bu eseri Ruha valiliği sırasında yazmaya başlayıp Adana valiliği esnasında 1730 yılı başlarında tamamladığını bildirmektedir. Bu bilgiye istinaden Ahmed Paşa’nın Rakka’nın ardından evvela Ruha, sonra da Adana valiliklerine tayin edildiği ortaya çıkmaktadır[53]. Bu görevlerin akabinde Ahmed Paşa ilk olarak Kandiye valiliğine tayin edilmiştir. Ancak Paşa Girit’e gitmeden önce 30 Nisan 1730 tarihli bir fermanla İran tarafında Hemedan Seraskeri Ahmed Paşa’nın emrinde bulunmak üzere yeniden Karaman Eyaleti valiliğine getirilmiştir. Bu tayinde Ahmed Paşa’nın “kapusu gayet müretteb ve sefer takımı mükemmel” olmasının yanı sıra kendisinin İran seferine iştirak etme isteği etkili olmuştur. Arifî Ahmed Paşa evvela Karaman’da imdad-ı seferiyeyi tahsil ettikten sonra Musul ve Şehrizor tarafına giderek zahirenin daha çok olduğu sancakta ikamet etmek ve Serasker Ahmed Paşa çağırdığı zaman yanına gitmekle yükümlü tutulmuştur[54]. Ancak Haziran 1730 tarihinde Arifî Ahmed Paşa Tebriz’in muhafazasında görevlendirilmiş, bir an önce görev yerine giderek Tebriz Muhafızı ve Serasker Mustafa Paşa’yla ittifak üzere hareket etmesi istenmiştir[55]. Paşa’nın sefer hazırlıklarıyla vakit geçirerek hareket etmekte yavaş davrandığı, Tebriz’e gitmesine dair emrin birkaç kez yinelenmesinden anlaşılmaktadır[56]. Tam da bu sıralarda, Tiflis taraflarında Lezgilerin saldırıları başlamış ve 1730 yılı ağustos ayı sonlarında, Ahmed Paşa’nın Tiflis Muhafızı ve Seraskeri İshak Paşa’ya yardımcı olması gerektiği bildirilmiştir[57]. Bu emirden birkaç gün sonra gönderilen yeni bir emirle Tebriz’i ele geçiren İran ordusunun Revan’a saldırmasının da muhtemel olduğu hatırlatılmış, bahar mevsiminde 40 bin kişilik orduyla sefere çıkılacağı ve ordu sınıra ulaşana kadar Revan’ın muhafazasının önem taşıdığı belirtilerek Ahmed Paşa, Revan Kalesi muhafazasına tayin edilmiş ve Revan Muhafızı Mustafa Paşa ve Serasker İbrahim Paşa ile uyumlu şekilde görev yapması istenmiştir[58]. Bu dönemde Tebriz Tahmasb-kulu Han tarafından ele geçirilmiş ve yeni hedefin Revan olacağı tahmin edildiği için önlem alınmaya çalışılmıştır[59]. Eylül ayı sonlarında ise İbrahim Paşa seraskerlikten azledilip Revan muhafazasına tayin edilmiş, Tebriz ve Revan seraskerliği Arifî Ahmed Paşa’ya tevcih edilmiştir[60].

Ordu İran sınırında muhafaza işleriyle meşgul olduğu sırada İstanbul’da Patrona Halil isyanı patlak vermiş ve isyan neticesinde 2 Ekim 1730 tarihinde I. Mahmud tahta çıkmıştır. Bu hususa dair gönderilen hükümde Padişah’ın cülusunun orduya duyurulması istenmiştir[61]. Subhî Tarihi’ndeki kayda göre Tebriz ve Revan tarafları seraskerine Erzurum Eyaleti’nin idaresi uygun olduğu için Arifî Ahmed Paşa’ya 16 Ekim 1730 tarihinde Erzurum Eyaleti tevcih edilmiştir[62]. I. Mahmud tahta çıktıktan sonra Safevîlerle barış görüşmeleri başlamış ve Paşa, İran’a saldırı yapılmaması konusunda uyarılmıştır[63]. Ahmed Paşa’nın bu seraskerlik görevi de kısa sürmüş ve yerine kasım ayı başında Karaman Eyaleti’yle birlikte Revan seraskeri olarak Rüstem Paşa tayin edilmiştir[64]. Aralık ayı başında ise Rüstem Paşa seraskerlikten azledilerek Hemedan Seraskeri Ahmed Paşa’nın maiyetine verilmiş, seraskerliğe Diyarbekir Valisi Ali Paşa tayin edilmiş, Ali Paşa bölgeye gelene kadar Erzurum Valisi Arifî Ahmed Paşa serasker vekilliğine getirilmiştir[65].

Revan tarafındaki seraskerlik işleri tamamlandıktan sonra Arifî Ahmed Paşa 1730 yılının son günlerinde Van Kalesi muhafazası şartıyla Van valiliğine tayin edilmiştir. Paşa’nın buradaki ilk görevi, vezareti kaldırılan eski Van Valisi Mustafa Paşa’nın mallarına el konulması ve kendisinin Rodos’a sürgün edilmesiyle ilgilenmek olacaktır[66]. Buna ek olarak verilen bir başka görev ise sefer başladıktan sonra zarar vermesi muhtemel olan eşkıyanın seferden önce ele geçirilerek sefer güvenliğinin sağlanması olacaktır[67].

Arifî Ahmed Paşa’nın Van valiliği sırasında bazı problemlere neden olduğu görülmektedir. Örneğin Revan Kalesi’nin muhafazası için sarf edilmek üzere para, zahire ve mühimmat gönderilmiş olmakla birlikte Van Muhafızı Ahmed Paşa gönderilen paraya el koyarak kendi giderleri için kullanmayı tercih etmiş, Revan Seraskeri Ali Paşa’ya hitaben gönderilen hükümde Van muhafızının el koyduğu paranın tespit edilerek geri alınması emredilmiştir. Bu hususta bir başka emir de Ahmed Paşa’ya gönderilmiş ve aldığı parayı derhâl Revan Kalesi Muhafızı Mustafa Paşa’ya teslim etmesi gerektiği vurgulanmıştır[68]. Van Kalesi muhafızlığı kendisinin son önemli görevi olarak karşımıza çıkmaktadır. Bundan sonra devlete ihanetle suçlanan Paşa için sonun başladığını söylemek mümkündür.

c. İhaneti ve İdamı

Arifî Ahmed Paşa’nın hayatının sona ermesine dair olaylar kaynaklarda sarih bir biçimde bulunmaktadır. Hem 139 numaralı mühimme defterindeki bir hükümde hem de Subhî Tarihi’nde bulunan detaylı kayıtlara göre Paşa, İran seferi başlarında Gence ve Revan’ın fethi için serasker olarak bulunduğu sırada, selefi İbrahim Paşa’nın bu kalelerin fethiyle şöhret kazanmaması için askerler arasında fitne çıkararak kalelerin fethinin gecikmesine ve buradaki Osmanlı askerinin çoğunun ölümüne neden olmuş, seraskerlikten azledilmesinden sonra da İran Şahı ile muhabereye girmiş ve 1 ay içinde gelirse Revan Kalesi’ni geri alabileceğini bildirmiştir. Ancak Arifî Ahmed Paşa’nın hesabı tutmamış, Revan Kalesi yakınlarında İran Şahı mağlup edilmiştir. Paşa’nın İran Şahı’na haber göndererek Osmanlı Devleti’ne ihanet ettiği bu sırada ele geçirilen Şah’ın rikabdarbaşı vasıtasıyla öğrenilmiştir[69]. Göynüklü Ahmed Efendi ise 1725 yılında Serasker İbrahim Paşa’nın Luri Kalesi küçük bir kale olduğu için oyalanmak istemeyerek doğrudan Gence üzerine hareket ettiğini, kale ele geçirileceği sırada Arifî Ahmed Paşa’nın suistimali nedeniyle askerin bozulduğunu, bundan dolayı çok sayıda Osmanlı askerinin öldüğünü kaydetmiştir[70]. Ayrıca Nisan 1731 tarihli bir fermana göre Arifî Ahmed Paşa’nın Van muhafızı olarak görev yaptığı sırada yaptıkları da öldürülme nedenleri arasındadır. Van kadısı ve mütesellimi ile Van’da bulunan ağalara ve yeniçeri zabitine gönderilen fermanda Van Muhafızı Ahmed Paşa’nın Revan için gönderilen zahire ve paraya el koyarak kendisi için harcadığı, bununla da yetinmeyerek askerlerinin reayaya zarar vermesini engellemediği, hatta Revan etrafındaki köylerin tahrip edilmesine de ses çıkarmadığı vurgulanmıştır. Bütün bu suçlarından ötürü Paşa’nın vezareti kaldırılmış ve kendisiyle adamlarının Van Kalesi’nde mahkûm, mallarının da bütün teferruatıyla tahrir edilmesi emredilmiştir[71]. Öte yandan Paşa, Halep valiliği esnasında İdlib’de Reyhanlı Aşireti’nin iskânı sırasında aşiret mensuplarından haksız yere 2830 guruş tahsil etmiş, Köprülü Mehmed Paşa Evkafı’na bağlı bulunan Cisr-i Sugur ahalisinden de haksız yere 3750 guruş almış ve bunlar da İstanbul’a şikâyet konusu olmuştur[72]. Nitekim bu devirde valilerin halktan nal baha, zahire baha, kahve parası, konak masrafı gibi adlar altında kanun dışı vergi alması yaygın bir davranış olup bu hususta Osmanlı Devleti’nin hemen hemen her bölgesinden İstanbul’a şikâyetler ulaşmaktaydı[73].

Osmanlı Devleti’ne ihaneti gün yüzüne çıktığında Van muhafızı olan Arifî Ahmed Paşa derhâl azledilmiş ve hakkında “ferman-ı kaza” yani idam fermanı gönderilmiştir. Yine Subhî Tarihi’ndeki kayda göre Ahmed Paşa görev yaptığı bütün eyaletlerde reayaya zulmetmiş ve nedensiz yere çok sayıda kişiyi de öldürerek eyaletleri viran hâle getirmiştir. Bir anlamda “ölümü hak ettiği” düşünülen paşanın mallarının müsaderesi için ferman gönderilmiş, Ahmed Paşa ise kendisinin idamı için gelen kapıcıbaşıyı ele geçirerek 1 ay kadar yanında tutmuş ve sonra da ortadan kaldırmıştır[74]. Daha sonra çareyi kaçmakta bularak Millü Ekradı’ndan Keleş Abdi isimli bir boy beyine sığınan Ahmed Paşa’nın Diyarbekir’de bulunduğu sırada devlet tarafından ele geçirilmesi için bir nevi oyun oynandığı anlaşılmaktadır. Buna göre evvela eski Sadrazam Osman Paşa’nın ricası üzerine Paşa’nın suçları affedilerek mallarının kendisine iadesi ve Halep Eyaleti’nde Taşlıbakar isimli köydeki çiftliğinde ikamet etmesi için ferman gönderilmiş, ardından 30 Ocak 1732 tarihinde arpalık olarak Teke Sancağı tevcih edilerek buradaki Yörükan taifesinin sancakta hâlî olan yerlere iskân edilmesiyle görevlendirilmiştir. Böylece teskin edilen Ahmed Paşa’ya yardımcı olmaları için Hamid Sancağı Mutasarrıfı Vezir Hafız Ahmed Paşa, Alaiye Mutasarrıfı İbrahim ve Aydın Muhassıl Vekili Halil de tayin edilmiştir. Ancak bu görevlilere 1732 yılı eylül ayı başlarında gönderilen başka bir fermanla Ahmed Paşa’nın el-hainu haifun (hainler korkak olur) sözüne uygun şekilde sürekli ihtiyat üzere olduğu belirtilerek kendisine hissettirilmeden ortadan kaldırılması istenmiştir[75]. Aynı görevlilere bir süre sonra gönderilen yeni bir hükümle Paşa’nın Teke Sancağı’nda olan bütün adamlarına, cariyelerine ve emvaline el konulması istenmiştir. Ahmed Paşa’nın muhallefatının tespitine dair kasım ayı başlarında yeni bir hüküm gönderildiği göz önüne alınırsa eylülekim ayı içerisinde Teke Sancağı dâhilinde öldürüldüğü anlaşılmaktadır. Paşa öldürüldükten sonra kesilen başı müteferrika Abdullah Ağa tarafından İstanbul’a getirilmiştir[76]. Böylece Arifî Ahmed Paşa’nın İstanbul’da bürokrasi kademelerinde kalem tutarak başladığı memuriyet hayatı, vezirlik ve seraskerlik ile elinde kılıçla devam etmiş, devlete ihaneti ve katledilmesi ile de son bulmuştur.

d. Eserleri

Kaynaklarda Ahmed Paşa’nın şiir yazdığından, inşa ve güzel yazı yazma sanatında maharet sahibi, mizaç olarak da sert olduğundan bahsedilmektedir. Osmanlı Müellifleri’nde Arifî Ahmed Paşa’nın bir divançesinin bulunduğu belirtilmektedir ancak bu eserin akıbeti hakkında bilgi yoktur. Aşağıdaki beyit de kendisine aittir:

Etmez tarîk-i Hakk’da olan halka ser-fürû
Eğmez minâre kâmetini bâd eserse de[77]

Ahmed Paşa’nın entelektüel bir kimliği olduğu da görülmektedir. Hatta Ahmed Paşa, İmam Birgivi’nin Muʻaddilü’s-Salât[78] isimli eserine şerh yazmaya başlamış ancak ölümü nedeniyle bunu tamamlama imkânı olmamıştır. Ahmed Paşa’nın ölümü damadı ve kethüdâsı olan devlet ricalinden Süleyman Efendi elinden olmuş, ölümüne “احمد العارف شهاد Şehâdetü’l-ʻÂrif Ahmed (1145)” şeklinde tarih düşürülmüştür[79].

Arifî Ahmed Paşa’nın Arapça ve Farsçaya da iyi derecede vâkıf olduğu telif ettiği ve sahip olduğu eserler sayesinde anlaşılmaktadır. Vezaret payesi aldıktan sonra hayatının büyük kısmı Osmanlı Devleti’nin batı ve doğu sınırlarında mücadeleyle geçen Ahmed Paşa’nın bir yandan da sahip olduğu entelektüel birikimi tefsir ve fıkıh konularında eserler kaleme alarak aktarmaya çalıştığı görülmektedir. Tespit edebildiğimiz kadarıyla Arifî Ahmed Paşa fıkıh konusunda el-Maʻârifü’l-Feyziyye ve tefsir konusunda da Tefsîru Sûreti’l-Fâtiha isimli eserleri bizzat kaleme almıştır. Şafii fakih ve dil alimi Ebu’l-Mekarim Fahrüddin Ahmed Çarperdî’nin el-Muğnî fi’n-nahv isimli eserine şerh olarak kaleme alınan el-Maʻârifü’l-Feyziyye[80], 113 varaktan mürekkep olup Süleymaniye Kütüphanesi’nde mevcut olan tek nüshasının müellif hattı olması muhtemeldir. Müellif, devlet büyüklerinin çocuklarının ilim tahsil etmesi için çaba sarf ettiğini, kendisinin de küçük yaştaki oğlunun ilim tahsili için bazı yazılar kaleme aldığını, daha sonra incelediği Muğni şerhinde bazı eksiklikler görmesi üzerine bu şerhi yazdığını belirtmektedir[81]. Yine Arapça kaleme alınan Tefsîru Sûreti’l-Fâtiha isimli eser ise 20 varaktan oluşmakta ve Fatiha suresinin bir yorumunu ihtiva etmektedir[82].

e. Ailesi

Arifî Ahmed Paşa’nın özel hayatına dair bilgiler muhallefat kayıtlarındaki satır aralarından elde edilebilmektedir. Tespit edebildiğimiz kadarıyla Paşa öldüğünde geride yedi eş ve üçü erkek, altısı kız olmak üzere dokuz çocuk bırakmıştır. Eşlerinin adları Şehbaz, Nevzuhur, Münteha, Müferrah, Behcet ve İspir olup bir de Başkadın olarak zikredilen eşi vardır. Çocuklarının isimleri Feyzullah, Behram, Hüsrev, Habibe, Ümmü Gülsüm, Emine, Ümmü, Fatıma ve Zeliha’dır[83]. Ahmed Paşa’nın Halep’teki sarayında biri ıtknameli altı cariye ile bir de kölesi vardır. Ayrıca Teke’den de üç cariye ve bir köle Halep’e getirilerek deftere kaydedilmiştir. Sarayında başkadının odasında da biri Feyzullah Bey’e ait olmak üzere dört cariye vardır. Bu cariyelerin büyük çoğunluğu Acem menşelidir[84].

2. Muhallefatın Tespiti

Osmanlı Devleti’nde müsadere usulü, malları müsadere edilecek kişinin eceliyle ölmesi ya da işlediği suça istinaden öldürülmesi ile başlamaktadır. Bunun ardından ilgili kişinin ölüm haberinin İstanbul’a ulaşmasıyla birlikte Padişah’ın fermanı ile malların yazılması için bir mübaşir gönderilir ve bu mübaşir, kendisine verilen emir doğrultusunda ilgili yerin kadısıyla iş birliği içerisinde malların tespit işini tamamlardı. Müsadere için hazırlanan defterler bazen katledilen şahsın kesilen başıyla birlikte İstanbul’a gönderilirdi. Muhallefat defterleri tetkik edildikten sonra ölen şahsın serveti umulandan az çıkarsa bir soruşturma başlatılır, aksi hâlde muhallefatın tasfiyesi işlemlerine geçilirdi. Bundan sonra İstanbul’dan giden emir doğrultusunda satılabilecek olanlar bulundukları yerde ya da İstanbul’a nakledildikten sonra satılarak tasfiye işlemi tamamlanırdı[85]. Muhallefat defterlerinde eşyaların kıymeti yazılmış olsa da bu değer eşyanın gerçek değerini vermemekte, yalnızca mübaşirin o anda belirlediği tahmini değeri ifade etmektedir. Zira eşyanın gerçek değeri ancak satış anında tespit edilebilecektir[86].

Genel müsadere uygulamasının Ahmed Paşa için de geçerli olduğu görülmektedir. Arifî Ahmed Paşa Teke Sancağı’nda katledildikten sonra sıra mallarının tespit işlemlerine gelmiştir. 1718’den ölümüne kadar pek çok vilayeti tasarruf eden Paşa’nın muhallefatının tespiti için kapıcıbaşılardan Sirozî Mehmed Ağa görevlendirilmiştir[87]. Mehmed Ağa’ya verilen emirde Ahmed Paşa’nın âyan ve ahaliden kimselerde emanet olarak malları ve eşyası olduğu belirtilerek mallarının eksiksiz bir biçimde kayıt altına alınması istenmiştir. Ayrıca gayrimenkullerin değerleri üzerinden satılarak elde edilen gelirin hazine-i hümâyuna teslim edilmesi emredilmiş, malların değerinden daha azına satılması durumunda cezalandırılacağı hususu ise özellikle vurgulanmıştır[88].

Arifî Ahmed Paşa’nın Halep’teki emlak ve eşyasının tespit işlemleri ilgili yerlerin vali, mütesellim ve kadı gibi yerel görevlilerinin de yardımlarıyla Sirozî Mehmed Ağa tarafından 4 Aralık 1732 tarihinde tamamlanmış ve iki nüsha olarak hazırlanan defterlerin Mehmed Ağa’nın bir adamıyla İstanbul’a gönderildiği Halep Valisi Mehmed Paşa tarafından bildirilmiştir[89]. Muhallefatın kayıt altına alınması sırasında çıkan problemler ise merkezi otoriteyle istişare edilerek çözüme kavuşturulmuştur. Örneğin Rakka’daki görevliler ile Sirozî Mehmed Ağa’ya gönderilen bir fermanda Ahmed Paşa’nın malikanesinin mültezimi olan Deli İsmail’in üzerinde 1250 guruş alacak olduğu belirtilmiş, bu para tahsil edildikten sonra mültezimin uhdesinde bulunan malların da satılarak elde edilen gelirle beraber İstanbul’a gönderilmesi istenmiştir[90].

Ahmed Paşa’nın muhallefatına dair damadı Hacı Ali tarafından gönderilen ilk tahmini listeye göre Ahmed Paşa’nın Erzurum’daki evinde bazı silahların yanında çeşitli ev eşyaları, 20 takım raht, birkaç bakır eşya ile 150 kantar pamuk mevcuttur[91]. Bunların büyük kısmı daha sonra Enderun’a alınan kıymetli eşyaların kaydedildiği listede de mevcuttur. Böylece Erzurum’daki eşyaların bir süre Taşhan’da muhafaza edildikten sonra doğrudan İstanbul’a nakledildiği sonucunu çıkarmak mümkündür. Ahmed Paşa’nın muhallefatının ana kısmı Halep ve Ruha’da bulunmaktadır ki bunlara dair detaylar aşağıda başlıklar hâlinde verilecektir.

a. Nakit Para ve Ziynet Eşyası

Arifî Ahmed Paşa’nın muhallefatına dair hazırlanan ilk listelerde[92] nakit para ya da ziynet eşyasına dair herhangi bir kayıt bulunmamaktadır. Bu durum diğer müsadere uygulamalarında çokça görüldüğü üzere bunların aile fertleri tarafından müsadere işleminin dışında kalması için saklanmış olabileceğini akla getirmektedir[93]. Buna karşın listelerde yer almayan ancak Enderun’a teslim edilen eşyalar arasında bulunan yedi çift altın bilezik, mücevherat, kıymetli kumaşlar, altın ve gümüşten mamul ya da müzeyyen kılıç, fincan zarfı gibi eşyalar nakit para ve ziynet eşyasının mevcut olduğunu göstermektedir. Enderun’a teslim edilen bu eşyaların tamamına 1990 guruş kıymet biçilmiştir[94]. Arifî Ahmed Paşa’nın nakit varlığına ilişkin şüpheleri yok eden kayıtlar ise Maliyeden Müdevver Defterler tasnifinde bulunan bir defterde mevcuttur. Bu defterdeki kayda göre Arifî Ahmed Paşa’nın hazinesinde tuğralı, cedid asitane, yaldız, Mısır, Cezayir, Acem, tuğralı Mısır, İstanbul ve Edirne altını, zer-i mahbub, zincirli Mısır, Macar altınları olmak üzere toplamda 10505 guruş değerinde altın ve nakit parası ortaya çıkmıştır[95].

b. Borçlar ve Alacaklar

İdam edildikten sonra muhallefatı devlete olan borcuna karşılık olarak müsadere edilen Ahmed Paşa’nın muhallefat kayıtlarında şahıslara olan borcuna dair bir bilgi yoktur. Buna karşılık kapısında bulunan 6 bayrak levent askerine 3 aylık ulufe karşılığı olarak 1518 guruş, karakullukçulara 1734 guruş, bunların yeme-içme gideri olarak da 475 guruş olmak üzere toplam 3727 guruş borcu vardır[96].

Kayıtlarda Ahmed Paşa’nın bazı alacaklarının olduğu görülmektedir. Yapılan tespite göre Paşa, Halep’te Tel Malid köylülerine borç olarak verdiği 3176,5 guruş ve 24 akçeden alacaklı durumundadır. Ayrıca Maʻaretü’l-Mısrin kasabasından faiz geliri olarak 420 guruş alacağı mevcuttur[97].

Ahmed Paşa eşyalarından bir kısmını ve 20 devesini Diyarbekir’de Şeyhlizade’ye emanet bırakmış olup Diyarbekir Voyvodası Hüseyin’de de 1100 guruş alacağı mevcuttur. Develer ve eşyaların satılması ve Hüseyin’de olan 1100 guruş alacağın da eklenerek bu işle görevli mübaşire teslim edilmesi ve İstanbul’a gönderilmesi Diyarbekir kadısına ve voyvodasına yazılmıştır. Yine Antakya’daki Bohşin Çiftliği’ndeki marabalarda da 50 guruş sermaye akçesi mevcuttur[98]. Bunlara ek olarak Paşa’nın Sivas’taki çiftliğini işleten Seyyid Osman’dan da 341 guruş alacağı vardır[99].

Ahmed Paşa arpalık olarak kendisine tevcih edilen Teke Sancağı’na geldiğinde Halep’teki işlerini idare etmesi için Meydanlı Mustafa Ağa’yı vekil bırakmıştır. Ahmed Paşa’nın infazından sonra geçen 9 aylık sürede gelir ve masraflar Mustafa Ağa tarafından kaydedilmiştir. Buna göre büyük kısmı ailesinin geçimi için verilen 2106 guruşluk bir masraf mevcuttur. Masraflara karşılık olarak 9 aylık süreçte emlak ve bahçelerden alınan icar, hasıl olan ürünlerden elde edilen gelirler ve faiz olarak alınan paraların toplamı 1611,5 guruşa ulaşmaktadır[100].

Mehmed Ağa muhallefatın tespit işlerini tamamladıktan sonra Ahmed Paşa’nın Teke’ye giderken Halep’teki işlerini yürütmesi için vekil bıraktığı Mustafa Ağa’dan Paşa’nın emlak ve akarının icaresini talep etmiş ancak Mustafa kendisinin yaptığı masrafların aldığı kiralardan daha yüksek olduğunu belirterek vermek istememiştir. Bu nedenle Mehmed Ağa İstanbul’a arz göndererek ne şekilde hareket etmesi gerektiğini sormuştur[101].

c. Gayrimenkuller

Arifî Ahmed Paşa’nın muhallefatında en önemli kalemi gayrimenkulleri oluşturmaktadır. Paşa’nın sahip olduğu gayrimenkullerin çoğunluğu Halep ve Ruha’da bulunmakla birlikte Adana ve Teke’de de mal varlığı mevcuttur. Ahmed Paşa’nın gayrimenkullerinin listesini aşağıdaki şekilde tasnif etmek mümkündür.

Evler: Ahmed Paşa’nın mallarının önemli ve değerli kısmı Halep’te bulunmaktadır. Paşa’nın ailesinin yaşadığı ev Halep’te Cübeyle Mahallesi’nde bulunmaktadır. Saray olarak da anılan ve kendi parasıyla satın aldığı bu evin kıymeti 8 bin guruştur. Bu evin paşayla birlikte oğlu Feyzullah ile Zeliha ve ismi yazılmayan diğer oğlu (Behram ya da Hüsrev) üzerinde kayıtlı olduğu belirtilmiştir. Bu evin bitişiğindeki küçük bahçe de kendisine ve ailesine aittir. Paşa’nın Revan seferinde uhdesine verilen Erzurum’da da bir evi mevcut olup eşyalarından bir kısmı öldüğünde burada muhafaza altına alınmıştır[102].

Bahçeler: Halep’te sur dışında Saçlıhan (2 bin guruş), Kazi (3 bin guruş), Zehravi (1500 guruş) ve Hacı Kasım (1500 guruş) isimleriyle anılan ve toplam 8 bin guruş kıymet biçilen dört adet bahçesi mevcuttur[103].

Çiftlikler: Ahmed Paşa’nın Halep çevresinde çiftlikleri ve malikane olarak uhdesinde olan bazı köyler bulunmakta ve bunlardan gelir elde etmektedir. Bunlardan Meretin Çiftliği (2 bin guruş), Taşlıbakar Çiftliği, Tel Malid köyü maktuu, Maʻaretü’l-Mısrin köyünün yarı malikane muaccelesi (3 bin guruş, yarısı Paşa’nın diğer yarısı oğlu Feyzullah’ın üzerindedir), Bohşin, Ziyaret ve diğer köylerin muaccelesi (5 bin guruş), Beni Asid ve diğer köylerin muaccelesi (1900 guruş), Ruha’da Ağcamescid Çiftliği (650 guruş) sayılabilir[104]. Halep’teki iki çiftliğinden biri Tel Malid köyünde ve Hasan Paşa Çiftliği adıyla da meşhur olup diğer çiftlik ise Kilis kazasında Taşlıbakar köyündedir. Ahmed Paşa’nın Antakya’da Bohşin köyünde de 250 İstanbul kilesi tohumu kaldırabilecek büyüklükte tarlaları havi olan bir çiftliği daha vardır[105]. Paşa’ya ait bir diğer çiftlik Sivas yakınlarındadır[106].

Ahmed Paşa ölümünden evvel tayin edildiği Teke Sancağı’na gidişi esnasında çektiği maddi sıkıntılar nedeniyle Halep/İdlib’de bulunan Meretin Çiftliği’ni 2200 guruşa Halep muhassılı Ahmed Ağa’ya satmıştır[107]. Ahmed Paşa’nın malikane olarak haiz olduğu bazı köyleri de iltizama vermiştir. Halep’te olan bu köylerin yaklaşık 10 bin guruş geliri vardır[108].

Ruha’da malikanesi olan Çamurlu köyünde bir bahçe ve havass-ı hümayun köylerinden Ağcamescid’de iki çift miri arazi muhallefat arasında kaydedilen mülklerdendir[109]. Ancak Ahmed Paşa Rakka ve Ruha’daki mallarının gelirlerini azat ettiği kölesi evladından Mehmed Ağa’ya senelik 1250 guruş faiz bedeli karşılığında ihale etmiştir[110].

Ahmed Paşa Adana’nın Yüreğir kazasında da Terkeşan isimli bir çiftliğe sahiptir ve bu çiftlik ortakçılar ile işletilmektedir[111].

Dükkânlar: Arifî Ahmed Paşa’nın dükkânlarının büyük kısmı Ruha’dadır. Burada vali sarayı yakınlarında iki arzuhâlci, iki tütüncü, bir terzi, bir sarraf, dört berber, bir kahvehane, bir kuyumcu, bir bakkal, bir attar dükkânına, Aşağı Çarşı’da bir kendirci, iki ekmekçi, bir kahveci dükkânına, Debbağhane yakınlarında iki berber dükkânına, Neccar Pazarı’nda iki neccar (marangoz) dükkânı ile iki kürkçü dükkânına ve bir kılıççı dükkânı olmak üzere toplamda 25 adet dükkâna maliktir.

Muhallefat defterinde Ahmed Paşa’nın Ruha’daki dükkânlarının senelik icar geliri de kaydedilmiştir. Buna göre arzuhâlci dükkânlarından yedişer guruş, tütüncü dükkânlarından onar guruş, terzi dükkânından on guruş, sarraf dükkânından otuz iki guruş, berber dükkânlarından ise dört-on beş guruş arasında değişmekle birlikte toplamda altmış üç guruş, kahvehaneden seksen guruş, kuyumcudan on guruş, bakkaldan on guruş, attardan on guruş, kendirciden altı guruş, ekmekçilerden seksen ve otuz olmak üzere toplamda yüz on guruş, kahveciden on iki guruş, neccardan beşer guruş, kürkçüden kırk ikişer guruş, kılıççı dükkânından ise dört guruş icar alınmaktadır. Bunların yanı sıra Çamurlu köyündeki bahçenin icarı ise 215 guruştur. Ahmed Paşa’nın Ruha’daki gayrimenkullerden elde ettiği senelik icar geliri ise 690 guruşa ulaşmaktadır[112].

Ahmed Paşa’nın Halep’te de dükkânları vardır. Halep içinde Babünneyreb’de 1 adet penbeci mahzeni, kasap ve Babülcinan içinde 1 bakkal dükkânı ile at değirmeninin kıymeti 3 bin guruş olarak tahmin edilmiştir. Burada penbeci mahzeninin hüccetine göre kızı Zeliha’nın üzerinde olduğu da ayrıca kaydedilmiştir[113].

Değirmenler: Ahmed Paşa’nın Halep’in üç farklı köyünde toplamda 6 göz su değirmeni olup bunlardan Taşlıbakar köyündeki değirmenlerin oğlu Feyzullah Bey’in üzerinde olduğu görülmektedir[114]. Defterlerde Ahmed Paşa’nın satın almış olduğu 2 göz su değirmeninin toplam kıymeti 5500 guruş olarak tahmin edilmiştir[115].

d. Hayvan, Hububat ve Tarım Aletleri

Çok sayıda çiftliği bulunan Ahmed Paşa’nın bazı çiftlik hayvanlarına da sahip olduğu muhakkaktır. Muhallefat kayıtlarına göre Terkeşan Çiftliği’nde 500 baş koyun ve 30 baş camus mevcuttur[116]. Bir başka kayda göre bu çiftlikte 91 baş öküz ile 207 Adana kilesi mezru (ekili) buğday ve 64,5 Adana kilesi mezru arpa ile 42,5 kantar penbe kozağı vardır[117]. Adana’daki çiftliğin kethüdâsı Hasan Ali, Mehmed Ağa’nın muhallefatın tespiti sırasında firar ettiği için daha sonra mütesellim tarafından ele geçirilmiş ve zimmetinde bulunan 1 doru at, 1 kır tay, 6 deve, 15 öküz ve 2 gulama el konulmuştur[118].

Halep’teki sarayda bir adet kısrak vardır. Yine Halep’teki Tel Malid Çiftliği’nde 7 öküz, Taşlıbakar’da ise 24 öküz ile bir eşek mevcuttur[119].

Ahmed Paşa’nın Antakya/Bohşin’deki çiftliğinde ise zaman içerisinde türlü nedenlerle ölenler haricinde 13 adet camus, 5 öküz, 4 inek, 3 buzağı, 1 kısrak, 3 bargir vardır. Bunlara ek olarak çeşitli tarım aletleri ile buğday, arpa, darı, nohut gibi hububat tohumları mevcuttur. Yine bu çiftlikte hayvanların barınması için ahır, samanlık, anbar ile marabaların ve çiftlik subaşısının konaklaması için odalar da vardır[120].

Mehmed Ağa’nın Halep’te bulunduğu sırada satamadığı çiftliklerin idaresi için Halep sakinlerinden Dede Mehmed Ağa’yı vekil bırakmış ve satılana dek çiftliklerin idaresi sağlanmıştır. Dede Mehmed Ağa tarafından hazırlanan listeye göre Taşlıbakar Çiftliği’ndeki reayaya toplamda 22 mekkuk ve 3 şinik buğday, 16 mekkuk ve 7 şinik arpa verilmiştir. Bunlara ek olarak 18 saban demiri de kullanılması için verilmiştir. Tel Malid köyündeki Hasan Paşa Çiftliği reayasına ise toplam 151 mekkuk 4,5 şinik buğday, 29 mekkuk 3,5 şinik arpa verilmiştir. Bunlara ek olarak 6 baş öküz, 2 saban, 6 saban demiri, 2 tane de boyunduruk vardır. Bu çiftlikteki köylülerin zimmetinde 3176,5 guruş alacak mevcuttur[121].

e. Kitaplar

Küçük yaşta girdiği devlet hizmetinde iyi bir eğitimden geçtiği anlaşılan Arifî Ahmed Paşa’nın entelektüel bir kişiliğe sahip olduğu ve kaleme aldığı bazı eserler olduğundan bahsedilmişti. Dolayısıyla Arifî Ahmed Paşa’nın muhallefatında çok sayıda kitap olması da gayet tabii olup bunların muhallefatın müstesna parçaları olduğu anlaşılmaktadır. Zira İstanbul’da Sirozî Mehmed Ağa’ya verilen emirde kitapların hiçbir surette satılmayarak silahlarla beraber İstanbul’a nakledilmesi istenmiştir. Muhallefat kayıtlarında İstanbul’a sevk edilecek olan eşyalara genellikle mim işareti konulmaktaydı[122]. Ahmed Paşa’nın muhallefatında silahlara bu işaret konsa da kitaplara bu şekilde bir işaret konulmamış ancak kitaplar İstanbul’a götürülmüştür.

Muhallefata dair yapılan ilk tespitte Ahmed Paşa’nın kitaplarının 4 sandık içerisinde Halep’teki sarayında bulunduğu belirlenmiştir. Bununla birlikte kitapların listesinin kayıtlı olduğu defter ile birkaç kitap paşanın yanında bulunmaktadır[123]. İlk tespitten sonra hazırlanan mufassal kayda göre Arifî Ahmed Paşa’nın bazıları birer ikişer cilt olmak üzere 129 kitabı mevcuttur. Kitaplar arasında ayrıca 21 cilt hâlinde çeşitli risale ve mecmualar da vardır. Kitapların büyük çoğunluğu tek cilt olmakla birlikte bazı kitapların 2-3 ciltten müteşekkil olduğu da görülmektedir. Kitaplar kaydedilirken genellikle yazarlarının adı zikredilmemiş, yalnızca isimleri -bazen kısaltılmış olarak- kaydedilmiştir.



Ahmed Paşa’nın kitapları ekseriyetle Arapça olup az bir kısmı Farsça, birkaç tanesi de Türkçedir. Kitapların Osmanlı ilim ve kültür tarihi açısından önemli kitaplar olması, Paşa’nın bu konuda da zevk sahibi olduğuna işaret etmektedir.

Ahmed Paşa’nın kitapları arasında yönetici sınıf mensupları ve ulema tarafından çokça ilgi gösterilen tefsir, fıkıh, nahv, kelam gibi dini konulardaki kitaplar çoğunluğu oluşturmaktadır. Bunlar arasında Zemahşerî’nin Keşşaf tefsiri, Ebussuud Efendi fetvaları, Ali Efendi fetvaları, Sahih-i Buhari gibi kitaplar sayılabilir. Ayrıca Zemahşeri ve Beyzavi gibi alimlerin tefsirlerine farklı müellifler tarafından yazılan şerhler de kitaplar arasında bulunmaktadır.

Buna ek olarak Ahmed Paşa’nın tarih ile dil ve edebiyata da ilgisinin olduğunu söylemek gerekir. Zira muhallefatta Târîh-i Peçevî, Takvîmü’t-tevârîh (Farsça), Tuhfetü’l-Kibâr fî Esfâri’l-Bihâr gibi tarih kitapları ve Şehnâme (musavver), Dîvân-ı Hüsrev, Bostan, Leylî vü Mecnun (Hâtifî) gibi meşhur edebiyat kitapları mevcuttur.

f. Silahlar

Muhallefatla ilgili yapılan ilk tespitte Ahmed Paşa’nın Erzurum’daki hanesinde gümüş kalkan (7), halis gümüş şatır kuşağı (8), kemerli gaddare (kısa kılıç) (12) gibi eşyalar kayıt altına alınmıştır[125]. Halep’teki sarayında ise iyi ve orta derecede 40 civarında tüfeğin bulunduğu kaydedilmiştir[126]. Ancak bir süre sonra yapılan mufassal sayımda Halep’teki sarayda 4 deste ok, 8 adet köhne keman (yay), imal eden ustaların adına nispetle anılan toplamda 25 adet boylu ve gümüş bilezikli tüfek, bir adet küçük karabina (kısa tüfek) ve bir kaval namlı demir kayıt altına alınmıştır. Paşa’ya ait 3 adet dürbünü de burada zikredebiliriz. Sirozî Mehmed Ağa’ya verilen emirde kitapların ve tüfeklerin satılmayıp İstanbul’a getirilmesi istendiği için tüfeklerin yanına birer mim işareti konulmuştur, tüfeklerin niteliğine ya da süslemesine dair bir bilgi verilmemiştir. Listedeki tüfeklerden sadece karabinaya işaret konulmamış, diğer silahlar İstanbul’a nakledilmiştir[127].

g. Mutfak Eşyası ve Mobilya-Dekorasyon Eşyaları

Ahmed Paşa’nın Halep’teki sarayında kayıt altına alınan mutfak eşyasının[128] oldukça çeşitli olduğu görülmektedir. Özellikle tabakların fağfuri ve mertebani denilen Çin işi porselen çinilerden oluştuğu anlaşılmaktadır. Halep’teki sarayda küçük, orta ve büyük boy olmak üzere tabaklar, kapaklı sahanlar, kapaklı tencereler, düz ve çini kaseler, cam leğen ve ibrik, büyük sini, kahve ibriği ve tepsi, cam tas, bakır kazan, el leğeni, bakır abdest leğeni, büyük havan, bakır bakraç, kevgir, kepçe, süzgü, sac ayağı, bakır tas, bakır tepsi gibi yemek servisine ve yemek hazırlanmasına yarayan bazı eşyalar mevcuttur.


Ahmed Paşa’nın ev eşyası arasında dönemin “zenginlik göstergesi” sayılabilecek olan çok sayıda saatin[129] olması dikkati çekmektedir. Ayrıca eşyalar arasında bir de usturlab vardır[130]. Sirozî Mehmed Ağa’ya verilen emirde kitaplar ve silahlarla birlikte saatlerin de satılmayıp İstanbul’a götürülmesi istenmiştir. Eşya listesinde iki büyük peştahta saati, bir küçük bakır peştahta saati, bir küçük bakır tabla saati, iki büyük kuburlu asma divanhane saati, bir asma saat bulunmaktadır. Bunun dışında yemek işleri ve oturma düzenine dair çok sayıda eşya vardır. Bunlar arasında iskemleler, bakır şamdan, çini hokka devat, çekmece, makʻadlar, şilte, kilim, yastık yüzleri, yastıklar, pencere ve kapı perdeleri, ocak meşini, yan minderleri, kaliçe, sandık, çadır ve muşamma, şemsiye, taht, hasır, sayeban döşemesi, fanus, bakır fener, mersum tuğra, fanus zarfı, tahtırevan örtüsü, keçe, küçük tunç top gibi eşyalar sayılabilir.

Ahmed Paşa’nın hareminde eşlerinin ve kızlarının odalarında bulunan eşyalar da ayrı ayrı kayıt altına alınmıştır. Bu eşyaların çoğunlukla yer döşemesi, yatak odası ve oturma düzeniyle alakalı olduğu görülmektedir. Bunlar arasında çok sayıda yastık, yorgan, minder, döşek, çarşaf, yastık ve minder kılıfları, makʻad, şilte, kilim, kaliçe, seccade, iskemle gibi döşeme eşyası, kahve ibriği, tepsi, tabak, kase, tas, fincan zarfı, kazan, sahan, şamdan, buhurdan gibi eşyalar ve kaftan, kürk, gömlek, ferace, peştamal, peşkir (havlu) gibi giyim eşyaları ile sof, çuka, diba gibi kumaşlar bulunmaktadır[131].




3. Muhallefat Meselesinin Çözümü

Ahmed Paşa’nın muhallefatına dair hazırlanan listelerde eşyaların kıymetine dair bir bilgi verilmemekle birlikte bir süre sonra satılan eşyaların listesi bulunduğu için bu konuda bilgi edinmek mümkün olmaktadır. Ancak muhallefatın satışına geçmeden evvel ailesinin muhallefata dair arzlarından bahsetmek yerinde olacaktır. Arifî Ahmed Paşa’nın eşleri sundukları arzda Paşa’nın ölümüyle geride 9 yetim bıraktığını, hâllerinin perişan olduğunu ve sokaklarda kaldıklarını vurgulayarak maktulün emlak ve hanelerinin kendilerine bağışlanmasını talep etmişlerdir. Eşlerinden Şehbaz Hanım ise küçük çocuklarının azatlı dadılarının ve kendi parasıyla satın aldığı bazı cariyelerin de muhallefat defterine kaydedildiğini belirterek bunların yine kendisine verilmesini talep etmiştir[132]. Öte yandan Arifî Ahmed Paşa’nın büyük kızlarından Fatıma Hanım da bir arz sunarak eşi Osman Bey’in babasından 6 sene evvel öldüğünü, babasının mehir bedeli olan 2500 guruşu merhumun malından tahsil ederek kızına vereceğini beyan ettiğini belirtmiş, ancak babasının bu parayı kendisine vermediğini ve buna karşılık Ruha’daki 11 dükkân ile fırını kendisine hibe ettiğini iddia ederek bu emlakin kendisine verilmesini istemiştir[133]. Muhallefatın satış işlemleri Paşa’nın sarayının talibi olmadığı için satılamadığını ve bu suretle ailesine bağışlandığını gösterse de dükkânların satışının tamamlanması, kızı Fatıma Hanım’ın dükkânların kendisine verilmesi talebinin kabul edilmediğini göstermektedir[134]. Muhallefatın satış işlemleri yerel görevlilerin yardımıyla yine Sirozî Mehmed Ağa tarafından gerçekleştirilmiştir. Satışlarla beraber hazine için önemli miktarda gelir elde edilmiştir.

Ahmed Paşa’nın Ruha’daki emlakinin satışı 1733 yılı ortalarına kadar devam etmiş ve Ruha mütesellimi Yahya ve kadı Mehmed’in gönderdiği arza göre bu dönemde tamamlanarak satıştan elde edilen gelir Sirozî Mehmed Ağa’ya teslim edilerek İstanbul’a gönderilmiştir[135]. Ahmed Paşa’nın Ruha’da vali sarayı yakınındaki dükkânlarının iki kişiye toplu hâlde satıldığı görülmektedir. Satış hüccetindeki detaylara göre Numan Çelebi isimli bir şahıs Bağ-ı Safa isimli mevkideki bir kahvehane, iki tütüncü, iki berber, bir sarraf, bir terzi ve bir arzuhâlci dükkânı ile bir ekmekçi dükkânını toplamda 2794 guruş bedelle uhdesine almıştır[136]. Yine Ruha’da vali sarayı yakınındaki 1 arzuhâlci, 1 kuyumcu, 2 berber, 1 bakkal, 1 attar ile Demirci Pazarı’ndaki 1 ekmekçi ve kahvehaneden olmak üzere 8 dükkândan oluşan dükkân grubu Yusuf Bey bin Hüseyin Ağa isimli kişiye 1443 guruş bedelle satılmıştır[137]. Ahmed Paşa’nın Ruha’da Attaran Çarşısı’nda sahip olduğu 1 kendirci, 2 kürkçü, 2 kılıççı ve neccar, 1 neccar, 1 berber dükkânı ile kahvehanesi Bayezid Ağa’ya toplam 838 guruşa satılmıştır[138]. Böylece Paşa’nın Ruha’da sahip olduğu dükkânlar 5075 guruş bedelle satılmış ve bunların tasfiye işlemi tamamlanmıştır.

Ahmed Paşa’nın Ruha’da Çamurlu köyünde bulunan 3350 zira genişliğindeki bahçesi 1502 guruş bedelle Hacı Mustafa ve Numan Çelebi isimli şahıslara müştereken satılmıştır[139]. Yine Ahmed Paşa’nın Ruha’da sahibi olduğu 2500 kök bulunan üzüm bağı da Osman Ağa isimli bir şahsa 30 guruş karşılığında satılmıştır[140]. Ruha’da Çamurlu köyündeki küçük bir su kuyusu da 5 guruşa Hacı Mehmed’e satılmıştır[141]. Ağcamescid köyündeki 150 kile tohumu istiab edebilecek büyüklükteki arazileri ve harman yerini Osman Ağa 200 guruş bedelle satın almıştır[142]. Buradan da hazine için 1737 guruşluk bir kaynak yaratılmış, Ruha’daki gayrimenkulün tasfiyesinden toplamda 6812 guruş gelir elde edilmiştir.

Ahmed Paşa’nın Halep’teki emlakinden de önemli miktarda gelir sağlanmıştır. Ahmed Paşa’nın Halep’te sahibi olduğu bahçelerden biri 6 Mayıs 1733 tarihinde o dönemde İran seraskeri olan Osman Paşa’nın kethüdâsı Bosnevî Hasan Ağa’ya 2050 guruşa satılmıştır[143]. Halep’teki bahçelerden ikisi (Zehravi ve İbrahim Ağa bahçeleri) İbrahim Çelebi’ye satılmıştır. İbrahim Çelebi bu bahçelere 2105 ve 2125 guruş olmak üzere toplam 4230 guruş ödemiştir[144]. Halep’teki Ağacık bahçesi 1500 guruş karşılığında sol kol ağasının kardeşi Halil Ağa’ya satılmıştır[145]. Tel Malid’deki çiftlik ise 2500 guruş bedelle Halep kadısına satılmıştır[146]. Halep’te bulunan tek göz su değirmenlerinden biri İbrahim Çelebi’ye 2115 guruş bedelle satılmıştır[147]. Halep’in Tel Malid köyünde Kuveyk Nehri üzerindeki su değirmeni ise 2650 guruş bedelle yine Bosnevî Hasan Ağa’ya satılmıştır. Bahçe ve değirmenlere ek olarak Halep’te Babülcinan çarşısındaki bakkal dükkânı da Mustafa Efendi’ye 150 guruşa satılmıştır. Böylece Ahmed Paşa’nın Halep’teki dükkân ve bahçelerinden 11195 guruşluk bir gelir elde edilmiştir[148]. Demirkapı dışındaki iki göz at değirmeni de Halep mütesellimi Süleyman Ağa’ya 600 guruşa satılınca Halep’teki emlakin tasfiyesinden elde edilen gelir 15795 guruşa yükselmiştir[149].

Ahmed Paşa’nın Halep’teki sarayında bulunan eşyaların bir kısmı ise müzayede usulüyle satışa çıkarılarak tasfiye edilmiştir. Muhallefat listelerinden birinde tasfiye edilen eşyaların ve bunların satıldığı fiyatların da ayrıntılı olarak kaydedilmiş olması, dönemin fiyat verilerine dair önemli bilgiler vermektedir. Buna göre Teke’den Halep’e nakledilen köle ve cariyeler de satılmıştır. Bunlardan Acem menşeli olanların her biri 100 guruşa satılırken, iki gözü âmâ olan cariye 20 guruşa, Zeyneb ismindeki siyah cariye de 70 guruşa satılmıştır. Acem kökenli iki erkek köleden biri 65, diğeri 60 guruşa satılmıştır. Muhallefattaki bu eşyaların ve kölelerin satışından elde edilen toplam gelir 2426 guruş 50 akçeye ulaşmıştır. Eşyaların satılması için 6 ay süreyle emek harcayan kâtip ve kassama 70 guruş, dellaliye ücreti olarak da 35 guruş ödenmiş, 105 guruşluk bu masraflar düşüldükten sonra elde kalan gelir 2321 guruş olmuştur[150].

12 Mayıs 1733 tarihli hüccete göre Arifî Ahmed Paşa’nın Halep’teki sarayı ile bu sarayda kayıt altına alınan eşyalar ve cariyeler ile Kilis/Taşlıbakar’da Feyzullah Bey’e ait olan 1 göz su değirmeni padişah tarafından kendilerine bağışlanmış ve bundan 1 hafta sonra bahçelerin de satılmasıyla Halep’teki muhallefatın tasfiyesi tamamlanmıştır[151]. Halep’teki sarayın yanındaki küçük bahçeye hiç kimse talip olmadığı için çocuklarına verilmesi hususunda Halep kadısının arzı vardır[152].

Ahmed Paşa’nın Adana/Yüreğir’deki Terkeşan Çiftliği Adana Nakibüleşraf Kaimmakamı Ali Efendi bin Mustafa Ağa ile oğlu İslam Ali Ağa tarafından müştereken 3000 guruş bedelle satın alınmıştır[153]. Terkeşan Çiftliği’ne ait koyuncuların elinde 470 koyun, 150 kuzu olup bunlar toplamda 650 guruşa satılmıştır. Camuscuya verilen 22 adet camus, dana ve düğe de 280 guruşa satılmıştır. Dağınık hâldeki 9 adet camus, dana ve düğeden 114,5 guruş alınmıştır. Öte yandan çiftliği satın alanlardan çiftlik odası, çiftlikteki pamuk kozaları ve sermaye akçesi karşılığında temessükle 1065 guruş daha alınmıştır. Böylece Mehmed Ağa bu çiftliğin ve hayvanların satışından 5109,5 guruş tahsil etmiştir. Kitabet ve dellaliye masrafları düşüldükten sonra bu çiftlikten hazineye 5084,5 guruş gelir kalmıştır[154].

Kilis/Taşlıbakar’daki çiftliğin satışı ise umulduğu gibi olmamıştır. Sirozî Mehmed Ağa İstanbul’a dönene kadar satılamayan bu çiftliğin işlerini görmesi için Dede Mehmed Ağa vekil bırakılmıştır. Çiftliğin bir süre sonra Kilis voyvodası Veli Ağa’ya 2225 guruş bedelle satıldığı anlaşılmaktadır[155].

İstanbul’a nakledilen eşyalardan silahlar ile bazı kıymetli kumaşlar ve kürk, raht gibi eşyalar Enderun’a teslim edilmiştir[156]. Enderun’a teslim edilen eşyaların bir kısmının satıldığı görülmektedir. Enderun ağalarından birinin aldığı eşyalardan gümüş kemer raht 10600, gümüş rikab ise 13870 olmak üzere toplam 24470 akçeye satılmıştır. Ayrıca 1 adet kilim 1105 akçeye, 3 filinta tüfek 3600 akçeye, 2 demir topuz 600 akçeye, 1 adet Vankulu lugatı 7200 akçeye ve Ahteri sözlüğü 2960 akçeye satılmıştır. Bu satışlardan da toplam 15465 akçe elde edilmiştir. Bu eşyaların satışından elde edilen gelir ise yaklaşık 333 guruştur[157].

Ahmed Paşa’nın muhallefatının tespit ve tasfiye süreci 6 aydan fazla bir süre almıştır. Bu da muhallefat işlemlerinin devleti hayli uğraştıran ve zaman alan bir süreç olduğunu göstermektedir. Bütün satışlar ve nakit para/altın dâhil edildiğinde muhallefatın değeri hesaplarımıza göre 60 bin guruşa yaklaşmaktadır. Muhallefat gelirinden borçlar ve masraflar düşüldüğünde muhallefatın değeri yaklaşık 54 bin guruştur. Ahmed Paşa’dan birkaç yıl önce/sonra vefat eden/katledilen ve malları müsadere edilen devlet adamlarından Aydın Muhassılı Abdullah Paşa’nın muhallefatının değeri yaklaşık 2 milyon guruşu bulmaktadır. Ancak Abdullah Paşa’nın muhallefatının büyük kısmını altın ve alacakları oluşturmaktadır. Abdullah Paşa’nın servetinin bu denli büyük olmasında, 17 yıl gibi uzun bir süre tasarruf ettiği Aydın Muhassıllığının Aydın, Saruhan, Menteşe, Sultanönü ve Teke sancaklarından bazı mukataaları içerecek şekilde geniş olması ve Paşa’nın Aydın ve çevresinde ticaret ile taşımacılık faaliyetlerinde bulunmasının da etkisi olduğunu söylemek mümkündür[158]. Ahmed Paşa gibi İran seferinde görev yapan, Diyarbekir ve Revan’ı idare eden Revan Muhafızı İbrahim Paşa’nın serveti de 128.660 guruşu bulmaktadır. İbrahim Paşa’nın servetinin büyük kısmı nakit paradan müteşekkil olup bu paranın kaynağına dair detaylı bilgi bulunmamaktadır[159]. Ahmed Paşa’nın yanında yetiştiği Topal Yusuf Paşa’nın muhallefatı ise 32716 guruştur[160]. Küçükkalay ve Gövdere’nin kaleme almış olduğu bir çalışma muhallefatların kıymetine dair kıyaslama yapmaya imkân vermektedir. Merkez ve taşra bürokratlarının muhallefat listeleri incelendiğinde Ahmed Paşa’nın servetinin birçok vali, vezir ve muhassılın servetinden fazla olduğu tespit edilmektedir[161]. Buradan da Ahmed Paşa’nın muhallefatının önemli sayılabilecek bir miktara ulaştığı anlaşılmaktadır.

Sonuç

Arifî Ahmed Paşa’nın devlet bürokrasisine intisabından başlayıp ihaneti neticesinde idamına kadar geçen serencamının ele alındığı bu çalışmanın neticesinde karşımıza iki önemli sonuç çıkmaktadır. Bunlardan ilki devlet bürokrasisinin 18. yüzyıl bağlamında geldiği nokta itibarıyla genel işleyişini gözlemlemektir. İkinci olarak ise, yine ilgili dönemde Osmanlı toplumunda “zengin” kavramının genellikle ifade ettiği kişiler olan devlet adamlarının kişisel mal-mülk edinimlerinin türleri ve boyutlarını analiz etmektir.

Arifî Ahmed Paşa, Topal Yusuf Paşa’nın yanında başladığı devlet hizmetinde evvela devlet bürokrasisinin en üst makamı olan reîsülküttâblığa yükselmiş, buradan çok az reîsülküttâbın başardığı şekilde vezaret payesiyle seyfiye sınıfına girerek hayatının sonuna kadar önemli görevlerde bulunmuştur. Bu durum Osmanlı Devleti’nde devlet bürokrasisinde bir kişinin başarılarıyla ve bir “dikey geçiş” ile üst makam ve mevkilere yükselebildiğini göstermektedir. Esasen devlet bürokrasisi üzerinde asabiyenin gücünün iyice kırıldığı Fâtih Sultan Mehmed’den itibaren devlet adamlarının başarılarına istinaden toplumun en alt tabakasından gelebilmeleri mümkün olabilmekte idi. Ancak devletin bu devlet adamlarının gücünü dizginlemek için müsadereyi kullandığını bilmek gerekmektedir. Bu uygulama ile devlet bir yandan devlet adamlarının sınırsız güce kavuşmalarına mâni olurken diğer yandan kriz zamanlarında hazineye gelir kaynağı sağlamaktadır. Bu bağlamda Arifî Ahmed Paşa’nın yükselişi ve ortadan kaldırılması da devletin bürokraside ihtiyaç duyduğu insan kaynağını temin şekli ile yine bu insan kaynağının olası hatalarını engellemeye dönük tedbirlerine güzel bir örnektir. Arifî Ahmed Paşa örneğinde görülen bu durum, 18. yüzyıl Osmanlı toplum ve devlet düzenindeki dejenerasyonu veya en üst düzeydeki bir ehl-i örf mensubunun suistimallerini ve hatta devlete karşı yaptığı ihaneti ve hemen karşılığında uğradığı akıbeti göstermesi açısından önemlidir.

Dönemin kaynaklarından elde ettiğimiz veriler ışığında özelde ortaya koyabileceğimiz sonuç ise, bir Osmanlı vezirinin kişisel mal-mülk ediniminin boyutları, türleri ile kişisel zevkleridir. Müsadere edilen mallar incelendiğinde buna dair kapsamlı bir analiz elde etmek mümkündür. Bu çerçevede Paşa’nın gayrimenkul yatırımlarının ön planda olduğu ve bu mülklerin -çoğunlukla görev yaptığı yerden kaynaklı olsa gerek- İran sınırına yakın eyaletlerde olduğu gözlemlenmektedir. Öte yandan yine müsadere edilen mallar arasında yer alan kitaplar da paşanın entelektüel birikimi hakkında fikir vermektedir. Kendisinin Arapça eser kaleme alacak kadar bir vukufiyetinin ve entelektüel birikiminin olduğunu belirtmek gerekir. Paşanın muhallefatında kayıtlı ev eşyalarının da dönemin tüketim alışkanlıklarına uygun olduğu anlaşılmaktadır.

Sonuç olarak Arifî Ahmed Paşa’nın bürokrasi çevrelerine intisabından başlayıp devletin idaresindeki en önemli kurumları olan kalemiye ve ardından seyfiyede görev yapması, devletin başarılı kişilere daima yükselme şansı vererek bunlardan azami derecede yararlandığını göstermektedir. Fakat devlet müsadere uygulamasını kullanarak bir taraftan bu kişilerin kontrolsüz bir şekilde büyümelerini engelleyip kontrol altında tutmakta, diğer taraftan ihanet veya görevlerini ihmal etmeleri gibi durumlarda da o kişiyi tamamen yok ederek mal varlığını hazineye gelir olarak kaydetmektedir. Esasen Arifî Ahmed Paşa örneği çok yaygın olan bir gerçeğin yansımasıdır. Özellikle devletin sisteminin klasikleştiği 18. yüzyılda bu tür örnekleri fazlaca görmek mümkündür.

Atıf/Citation: Zararsız, Abdullah, “18. Yüzyılda Vezaretten İhanete Bir Osmanlı Devlet Adamı: Arifî Ahmed Paşa’nın Hayatı ve Muhallefatı”, Belleten, C 89/S. 316, 2025, s. 993-1040.

Etik Komite Onayı

Bu çalışmanın hazırlanma sürecinde bilimsel ve etik ilkelere uyulduğu ve yararlanılan tüm çalışmaların kaynakçada belirtildiği beyan olunur.

Kaynaklar

  • Arşiv Kaynakları
  • Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı Osmanlı Arşivi (BOA),
  • Ali Emiri, Mahmud I (AE.SMHD.I) 124/9066, 233/18750, 237/19049.
  • Bab-ı Asafi, Mühimme Defterleri (A.DVNSMHM.d.) n.125, 126, 127, 129, 130, 131, 132, 133, 135, 136, 139.
  • Bab-ı Asafî, Ruus Kalemi Defterleri (A.RSK.d.) n. 1568.
  • Bab-ı Defterî, Başmuhasebe Kalemi, Muhallefat Halifeliği (D.BŞM.MHF.) 19/27, 21/2, 24/139, 24/140, 25/39, 25/40, 25/41, 25/49, 25/50, 25/51, 25/52, 25/53, 25/54, 25/55, 25/57, 25/58, 25/60, 25/62, 25/63, 25/64, 25/65, 25/67, 25/91, 26/1, 26/2, 26/3, 26/4, 27/5, 27/6, 27/7, 27/8, 27/9, 27/10, 27/11, 27/12, 27/13, 27/16, 27/17, 27/19, 27/20.
  • Cevdet, Dahiliye (C.DH.) 22/1075, 79/3917.
  • Cevdet, Maliye (C.ML.) 517/21109, 518/21160, 521/21296.
  • İbnülemin, Hilʻat (İE.HLT.) 5/510.
  • İbnülemin, Tevcihat (İE.TCT.) 17/1855, 18/2028, 25/2673.
  • İbnülemin, Vakıf (İE.EV.) 40/4605.
  • Maliyeden Müdevver Defterler (MAD.d.) n.10326.
  • Topkapı Sarayı Müzesi Arşivi Defterleri (TSMA.d.) n.2376/7.
  • Araştırma ve İnceleme Eserler
  • Ahıshalı, Recep, “Arşiv Belgelerinden Oluşturulmuş Reisülküttablar Listesi”, Türk Kültürü İncelemeleri Dergisi, S. 50, 2023, s. 1-88.
  • Ahıshalı, Recep, Osmanlı Devlet Teşkilâtında Reisülküttâblık (XVIII. Yüzyıl), Tarih ve Tabiat Vakfı Yayınları, İstanbul 2001.
  • Ahmed Resmi, Halifetü’r-Rü’esa, Takvimhane-i Amire, İstanbul 1269.
  • Aktepe, M. Münir, 1720-1724 Osmanlı-İran Münasebetleri ve Silahşör Kemani Mustafa Ağa’nın Revan Fetih-namesi, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınları, İstanbul 1970.
  • Akyılmaz, Sevgi Gül, “Osmanlı Devleti’nde Yönetici Sınıf Açısından Müsadere Uygulaması”, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C XII/S. 1, 2008, s. 389-420.
  • Artan, Tülay, “18. Yüzyıl Başlarında Yönetici Elitin Saltanatın Meşruiyet Arayışına Katılımı”, Toplum ve Bilim, S. 83, 1999/2000, s. 292-322.
  • Barkan, Ömer Lütfi, “Edirne Askeri Kassamı’na Ait Tereke Defterleri (1545- 1659)”, Belgeler, C III/S. 5-6, 1966, s.1-479.
  • Başar, Fahameddin, Osmanlı Eyalet Tevcihatı (1717-1730), TTK Yayınları, Ankara 1997.
  • Baysun, M. Cavid, “Musadere”, İA, C VIII, MEB Yayınevi, Eskişehir 1997, s. 669-673.
  • Bozkurt, Fatih, “Osmanlı Dönemi Tereke Defterleri ve Tereke Çalışmaları”, Türkiye Araştırmaları Literatür Dergisi, C XI/S. 22, 2013, s. 193-229.
  • Bursalı Mehmed Tahir, Osmanlı Müellifleri, C II, haz. M. A. Yekta Saraç, TÜBA Yayınları, Ankara 2016.
  • Ceyhan, Muhammed, “Osmanlı Devleti’nde Servet Edinimi Önünde Bir Engel Olarak Müsadere Uygulaması”, Osmanlı Sosyal ve Ekonomik Tarihi: Prof. Dr. Yılmaz Kurt Armağanı, C I, ed. Hatice Oruç-Muhammed Ceyhan, Akçağ Yayınları, Ankara 2016, s. 218-226.
  • Cezar, Yavuz, “Bir Ayanın Muhallefatı Havza ve Köprü Kazaları Ayanı Kör İsmail-oğlu Hüseyin (Musadere Olayı ve Terekenin İncelenmesi”, Belleten, C XLI/S. 161, 1977, s. 41-78.
  • Ercan, Hüseyin Onur, Pasarofça Antlaşması, 1718: Diplomasi ve Barış, TTK Yayınları, Ankara 2022.
  • Fekete, Lajos, “XVI. Yüzyılda Taşralı Bir Türk Efendi Evi”, Belleten, C XLIII/S. 170, çev. M. Tayyib Gökbilgin, 1979, s. 457-480.
  • Genç, Serdar, Lale Devrinde Savaş: İran Seferlerinde Organizasyon ve Lojistik, Kitap Yayınevi, İstanbul 2013.
  • Gökpınar, Bekir, “Şam Valisi Vezir Topal Yusuf Paşa’nın Muhallefatı (1716)”, Süleyman Demirel Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi, S. 56, 2022, s. 130-150.
  • Göynüklü Ahmed Efendi, Tarih-i Göynüklü (Osmanlı Tarihi 1123-1172/1711-1759) (İnceleme-Metin), haz. Songül Çolak-Metin Aydar, Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yayınları, İstanbul 2019.
  • İnalcık, Halil, “15. Asır Türkiye İktisadi ve İçtimai Tarihi Kaynakları”, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Mecmuası, C XV/S. 1-4, 1953, s. 51-75.
  • İnalcık, Halil, Fatih Devri Üzerinde Tetkikler ve Vesikalar I, TTK Yayınları, Ankara 2007.
  • Karahasanoğlu, Selim, “Osmanlı İmparatorluğu’nda 1730 İsyanına Dair Yeni Bulgular: İsyanın Organizatörlerinden Ayasofya Vaizi İspirizade Ahmed Efendi ve Terekesi”, Osmanlı Tarihi Araştırma ve Uygulama Merkezi Dergisi, S. 24, 2008, s. 97-128.
  • Kıvrım, İsmail, “17. Yüzyıl Veziriazamlarından Lala Mehmed Paşa ve Muhallefatı”, Osmanlı Araştırmaları-2 Doğu ve Batı Türklüğünün Ortak Tarihi Devirleri ve Münasebetleri Siyaset-Yönetim-Din, Palet Yayınları, Konya 2018, s. 241-261.
  • Küçükkalay, Bahadır Emre-Gövdere, Bekir, “Osmanlı Devleti’nde XVIII. Yüzyıl Merkez ve Taşra Bürokratlarının Servetlerinin Karşılaştırmalı Analizi”, İslam Ekonomisi ve Finansı Dergisi, C IX/S. 2, 2023, s. 266-311.
  • Küpeli, Özer, “Yenişehir (Bursa) Ayanı Sarıcaoğlu Osman Ağa ve Muhallefatı”, History Studies, C III/S. 3, 2011, s. 245-263.
  • Mehmed Neşri, Kitab-ı Cihan-nüma: Neşri Tarihi, C II, haz. Faik Reşit Unat-Mehmed A. Köymen, TTK Yayınları, Ankara 2014.
  • Mehmed Süreyya, Sicill-i Osmani, C I, Yay. haz. Nuri Akbayar, akt. Seyit Ali Kahraman, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul 1996.
  • Mumcu, Ahmet, Osmanlı Devletinde Siyaseten Katl, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, Ankara 1963.
  • Müstakimzade Süleyman Sadeddin Efendi, Tuhfe-i Hattatin, haz. İbnülemin Mahmud Kemal, Devlet Matbaası, İstanbul 1928.
  • Öğün, Tuncay, “Müsadere”, DİA, C XXXII, TDV Yayınları, İstanbul 2006, s. 67-68.
  • Öğün, Tuncay, “Osmanlı Devleti’nde Müsadere Uygulamaları”, Osmanlı, C VI, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara 1999, s.371-383.
  • Özkaya, Yücel, 18. Yüzyılda Osmanlı Toplumu, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 2010.
  • Pakalın, Mehmet Zeki, Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü, C II, MEB Yayınevi, İstanbul 2004.
  • Parlaz, Selim, “Revan Muhafızı İbrahim Paşa’nın Muhallefatı”, Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi, C IX/S. 1, 2022, s. 1-27.
  • Raşid Mehmed Efendi-Çelebizade İsmail Asım Efendi, Tarih-i Raşid ve Zeyli, C II-III, haz. Abdülkadir Özcan-Yunus Uğur-Baki Çakır-Ahmet Zeki İzgöer, Klasik Yayınları, İstanbul 2013.
  • Sabev, Orlin, “Osmanlı Toplumsal Tarihi İçin Değerli Kaynak Teşkil Eden Tereke ve Muhallefat Kayıtları”, Osmanlı Coğrafyası Kültürel Arşiv Mirasının Yönetimi ve Tapu Arşivlerinin Rolü Uluslarlarası Kongresi Bildiriler I, haz. Mehmet Yıldırır-Songül Kadıoğlu, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Yayınları, Ankara 2013, s. 259-272.
  • Salname-i Nezaret-i Hariciye, 1. Defa, Kostantiniye 1302.
  • Sevinç, Tahir, “Şam Valisi Emirü’l-Hac Süleyman Paşa’nın Muhallefatı (1743- 1744), Belleten, C LXXVII/S. 279, 2013, s. 467-522.
  • Silahdar Fındıklılı Mehmed Ağa, Nusretname, İnceleme-Metin (1106-1133 / 1695- 1721), haz. Mehmet Topal, TÜBA Yayınları, Ankara 2018.
  • Subhî Mehmed Efendi, Subhi Tarihi, Sami ve Şakir Tarihleri ile Birlikte 1730-1744 (İncelemeli ve Karşılaştırmalı Metin), haz. Mesut Aydıner, Kitabevi Yayınları, İstanbul 2007.
  • Sula, Murat, “Ârifî Ahmed Paşa ve Bilinmeyen Eseri (El-Meʻârifü’l-Feyziyye)”, e-Şarkiyat İlmi Araştırmalar Dergisi, C XI/S. 3 (25), 2019, s. 1487-1506.
  • Şeyhî Mehmed Efendi, Vekâyiʻü’l-Fuzalâ Şeyhî’nin Şaka’ik Zeyli, C IV, haz. Ramazan Ekinci, Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yayınları, İstanbul 2018.
  • Telci, Cahit, “Aydın Muhassılı Abdullah Paşa ve 1148 (1735) Senesinde Zabtedilen Muhallefatı”, Tarih İncelemeleri Dergisi, C XV/S. 1, 2000, s. 199-219.
  • Telci, Cahit, “Malî Bir Ünite Olarak Aydın Muhassıllığı”, Tarih İncelemeleri Dergisi, C XXI/S. 1, 2006, s. 135-156.
  • Telci, Cahit, “Muhassılın Serveti: Aydın Muhassılları Polad Ahmed ve Veli Paşa’nın Muhallefatları”, Tarih İncelemeleri Dergisi, C XXIV/S. 2, 2009, s. 179-208.
  • Telci, Cahit, “Osmanlı Devletinde 18. Yüzyılda Muhallefat ve Müsadere Süreci”, Tarih İncelemeleri Dergisi, C XXII/S. 2, 2007, s. 145-166.
  • Tomar, Cengiz, “Müsadere”, DİA, C XXXII, TDV Yayınları, İstanbul 2006, s. 65-67.
  • Torkak, Berna, Atik Şikayet Defterlerinde Ayntab, Diyarbekir ve Ruha (1649-1837), Harran Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayımlanmamış Doktora Tezi, Şanlıurfa 2023.
  • Uzun, Ahmet, “Tepedelenli Ali Paşa ve Mal Varlığı”, Belleten, C LXV/S. 244, 2001, s. 1035-1078.
  • Uzunçarşılı, İsmail Hakkı, Çandarlı Vezir Ailesi, TTK Yayınları, Ankara 1988.
  • Uzunçarşılı, İsmail Hakkı, Osmanlı Tarihi, C IV/1, TTK Yayınları, Ankara 2007.
  • Ünal, Mehmet Ali, “Osmanlı İmparatorluğu’nda Müsadere”, Türk Dünyası Araştırmaları, S. 49, 1987, s. 95-111.
  • Ünlü, Ertan, “18. Yüzyılda Osmanlı Eliti Bir Darphane Sarrafının Muhallefatı: Bedros Nam-ı Diğer Petraki”, Osmanlı Tarihi Araştırma ve Uygulama Merkezi Dergisi, S. 43, 2018, s. 281-317.
  • Yıldız, Kenan, “Terekeler Neyi Derler? Miras Kayıtlarının Taşıdığı Miras Üzerine Bir Değerlendirme”, Terekeler Neyi Derler? Miras Kayıtlarının İzinde Osmanlı Araştırmaları, ed. Kenan Yıldız, Ketebe Yayınları, İstanbul 2023, s. 155-198.
  • Yıldız, Murat, “Bir Osmanlı Veziriazamının Mal Varlığı: Amcazade Hüseyin Paşa’nın Muhallefatı”, Türk Kültürü İncelemeleri Dergisi, S. 26, 2012, s. 67-106.
  • Yüksel, Emrullah, “Birgivî”, DİA, C VI, TDV Yayınları, İstanbul 1992, s. 191-194.
  • İnternet Kaynakları
  • Arifî Ahmed Paşa, el-Maʻârifü’l-Feyziyye (Süleymaniye Kütüphanesi, Laleli koleksiyonu n.3399), (https://portal.yek.gov.tr/works/detail/302609 erişim tarihi 17.10.2024).
  • Arifî Ahmed Paşa, Tefsîru Sûreti’l-Fâtiha (Süleymaniye Kütüphanesi, Hafid Efendi koleksiyonu n.9), (https://portal.yek.gov.tr/works/detail/261547 erişim tarihi 17.10.2024).

Dipnotlar

  1. Mehmet Zeki Pakalın, Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü, C II, MEB Yayınevi, İstanbul 2004, s. 564; erken dönemlerde tereke ve muhallefat kavramları birbirine eşdeğer olarak kullanılsa da 18. yüzyıla gelindiğinde iki kavram ayrışmaya başlamış, tereke şerʻî hukuka göre paylaşımı yapılıp sicillere kaydedilen miras dökümlerini, muhallefat ise şerʻî hukuk dışında kalan ve müsadere edilen miras dökümlerini içeren belgeler için kullanılmıştır. Kenan Yıldız, “Terekeler Neyi Derler? Miras Kayıtlarının Taşıdığı Miras Üzerine Bir Değerlendirme”, Terekeler Neyi Derler? Miras Kayıtlarının İzinde Osmanlı Araştırmaları, ed. Kenan Yıldız, Ketebe Yayınları, İstanbul 2023, s.162. Tereke defterleriyle ilgili genel bir değerlendirme ve literatür incelemesi için bk. Fatih Bozkurt, “Osmanlı Dönemi Tereke Defterleri ve Tereke Çalışmaları”, Türkiye Araştırmaları Literatür Dergisi, C XI/S. 22, 2013, s. 193-229.
  2. Mehmet Ali Ünal, “Osmanlı İmparatorluğu’nda Müsadere”, Türk Dünyası Araştırmaları, S. 49, 1987, s. 95.
  3. Cengiz Tomar, “Müsadere”, DİA, C XXXII, TDV Yayınları, İstanbul 2006, s. 65.
  4. Mehmed Neşri, Kitab-ı Cihan-nüma: Neşri Tarihi, C II, haz. Faik Reşit Unat-Mehmed A. Köymen, TTK Yayınları, Ankara 2014, s. 489.
  5. Tuncay Öğün, “Müsadere”, DİA, C XXXII, TDV Yayınları, İstanbul 2006, s. 67.
  6. Halil İnalcık, Fatih Devri Üzerinde Tetkikler ve Vesikalar I, TTK Yayınları, Ankara 2007, s. 132- 133; Halil Paşa’nın malları idamından bir süre sonra varislerine geri verilmiştir. İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Çandarlı Vezir Ailesi, TTK Yayınları, Ankara 1988, s. 91.
  7. Öğün, “Müsadere”, s. 67; Muhammed Ceyhan, “Osmanlı Devleti’nde Servet Edinimi Önünde Bir Engel Olarak Müsadere Uygulaması”, Osmanlı Sosyal ve Ekonomik Tarihi: Prof. Dr. Yılmaz Kurt Armağanı, C I, ed. Hatice Oruç-Muhammed Ceyhan, Akçağ Yayınları, Ankara 2016, s. 222- 223; muhallefat-tereke çalışmalarına dair örnekler için bk. Ömer Lütfi Barkan, “Edirne Askeri Kassamı’na Ait Tereke Defterleri (1545-1659)”, Belgeler, C III/S. 5-6, 1966, s. 1-479; Halil İnalcık, “15. Asır Türkiye İktisadi ve İçtimai Tarihi Kaynakları”, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Mecmuası, C XV/S. 1-4, 1953, s. 51-75; Lajos Fekete, “XVI. Yüzyılda Taşralı Bir Türk Efendi Evi”, Belleten, C XLIII/S. 170, çev. M. Tayyib Gökbilgin, 1979, s. 457-480; Yavuz Cezar, “Bir Ayanın Muhallefatı Havza ve Köprü Kazaları Ayanı Kör İsmail-oğlu Hüseyin (Musadere Olayı ve Terekenin İncelenmesi”, Belleten, C XLI/S. 161, 1977, s. 41-78; Orlin Sabev, “Osmanlı Toplumsal Tarihi İçin Değerli Kaynak Teşkil Eden Tereke ve Muhallefat Kayıtları”, Osmanlı Coğrafyası Kültürel Arşiv Mirasının Yönetimi ve Tapu Arşivlerinin Rolü Uluslarlarası Kongresi Bildiriler I, haz. Mehmet Yıldırır-Songül Kadıoğlu, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Yayınları, Ankara 2013, s. 259-272; Ahmet Uzun, “Tepedelenli Ali Paşa ve Mal Varlığı”, Belleten, C LXV/S. 244, 2001, s. 1035-1078; İsmail Kıvrım, “17. Yüzyıl Veziriazamlarından Lala Mehmed Paşa ve Muhallefatı”, Osmanlı Araştırmaları-2 Doğu ve Batı Türklüğünün Ortak Tarihi Devirleri ve Münasebetleri Siyaset-YönetimDin, Palet Yayınları, Konya 2018, s. 241-261; Murat Yıldız, “Bir Osmanlı Veziriazamının Mal Varlığı: Amcazade Hüseyin Paşa’nın Muhallefatı”, Türk Kültürü İncelemeleri Dergisi, S. 26, 2012, s. 67-106; Ertan Ünlü, “18. Yüzyılda Osmanlı Eliti Bir Darphane Sarrafının Muhallefatı: Bedros Nam-ı Diğer Petraki”, Osmanlı Tarihi Araştırma ve Uygulama Merkezi Dergisi, S. 43, 2018, s. 281-317; Cahit Telci, “Muhassılın Serveti: Aydın Muhassılları Polad Ahmed ve Veli Paşa’nın Muhallefatları”, Tarih İncelemeleri Dergisi, C XXIV/S. 2, 2009, s. 179-208; Özer Küpeli, “Yenişehir (Bursa) Ayanı Sarıcaoğlu Osman Ağa ve Muhallefatı”, History Studies, C III/S. 3, 2011, s. 245- 263; Selim Karahasanoğlu, “Osmanlı İmparatorluğu’nda 1730 İsyanına Dair Yeni Bulgular: İsyanın Organizatörlerinden Ayasofya Vaizi İspirizade Ahmed Efendi ve Terekesi”, Osmanlı Tarihi Araştırma ve Uygulama Merkezi Dergisi, S. 24, 2008, s. 97-128; Tahir Sevinç, “Şam Valisi Emirü’lHac Süleyman Paşa’nın Muhallefatı (1743-1744), Belleten, C LXXVII/S. 279, 2013, s. 467-522.
  8. Sevgi Gül Akyılmaz, “Osmanlı Devleti’nde Yönetici Sınıf Açısından Müsadere Uygulaması”, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C XII/S. 1, 2008, s. 397, 405.
  9. M. Cavid Baysun, “Musadere”, İA, C VIII, MEB Yayınevi, Eskişehir 1997, s. 670-671.
  10. Tuncay Öğün, “Osmanlı Devleti’nde Müsadere Uygulamaları”, Osmanlı, C VI, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara 1999, s. 377.
  11. Cahit Telci, “Osmanlı Devletinde 18. Yüzyılda Muhallefat ve Müsadere Süreci”, Tarih İncelemeleri Dergisi, C XXII/S. 2, 2007, s. 148.
  12. Recep Ahıshalı, “Arşiv Belgelerinden Oluşturulmuş Reisülküttablar Listesi”, Türk Kültürü İncelemeleri Dergisi, S. 50, 2023, s. 13.
  13. Ahmed Resmi, Halifetü’r-Rü’esa, Takvimhane-i Amire, İstanbul 1269, s. 60.
  14. Müstakimzade Süleyman Sadeddin Efendi, Tuhfe-i Hattatin, haz. İbnülemin Mahmud Kemal, Devlet Matbaası, İstanbul 1928, s. 97.
  15. Salname-i Nezaret-i Hariciye, 1. Defa, Kostantiniye 1302, s. 149.
  16. BOA, İE.TCT. 25/2673.
  17. BOA, AE.SAMD.III 120/11814.
  18. Göynüklü Ahmed Efendi, Tarih-i Göynüklü (Osmanlı Tarihi 1123-1172/1711-1759) (İnceleme-Metin), haz. Songül Çolak-Metin Aydar, Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yayınları, İstanbul 2019, s. 237; Ahmed Resmi, Halifetü’r-Rü’esa, s. 59.
  19. Raşid Mehmed Efendi-Çelebizade İsmail Asım Efendi, Tarih-i Raşid ve Zeyli, C III, haz. Abdülkadir Özcan-Yunus Uğur-Baki Çakır-Ahmet Zeki İzgöer, Klasik Yayınları, İstanbul 2013, s. 1011; Tarih-i Göynüklü, s. 237; 18. yüzyılda reîsülküttâblığa tayin edilenlerin %32,55’i sadaret mektubi kaleminden gelmektedir. Recep Ahıshalı, Osmanlı Devlet Teşkilâtında Reisülküttâblık (XVIII. Yüzyıl), Tarih ve Tabiat Vakfı Yayınları, İstanbul 2001, s. 24.
  20. Tarih-i Raşid ve Zeyli, C II, s.1030; Tarih-i Göynüklü, s. 271; Osmanlı Devleti’nde sadrazam serasker olarak sefere gittiğinde reîsülküttâb da orduyla birlikte gider, İstanbul’daki işler için yerine bir vekil bırakırdı. Sefer birden fazla cephede icra edildiğinde diğer seraskerlerin yanına da bir reîsülküttâb vekili tayin edilirdi. Ahıshalı, “Arşiv Belgelerinden Oluşturulmuş Reisülküttablar Listesi”, s. 12-13.
  21. BOA, A.DVNSMHM.d. 125/621; Raşid’in kaydına göre Ahmed Efendi 1717 yılı haziran ayında reîsülküttâb vekilliğine tayin edilmiştir. Tarih-i Raşid ve Zeyli, C II, s. 1062; Tarih-i Göynüklü, s. 291.
  22. BOA, A.DVNSMHM.d. 126, s. 124; Tarih-i Göynüklü, s. 295; Tarih-i Raşid ve Zeyli, C II, s. 1073; Ahmed Resmi, Halifetü’r-Rü’esa, s. 59-60.
  23. BOA, A.DVNSMHM.d. 127/798, 1343; Ahmed Paşa aynı zamanda Avusturya’nın eline geçen Belgrad ve Tımışvar’dan ayrılarak Vidin ve çevresindeki kalelerin muhafazasıyla görevlendirilen neferatın yoklama işi ile de görevlendirilmiştir. BOA, A.DVNSMHM.d. 127/811; BOA, A.RSK.d. 1568, s. 15; Şeyhî Mehmed Efendi, Vekâyiʻü’l-Fuzalâ Şeyhi’nin Şaka’ik Zeyli, C IV, haz. Ramazan Ekinci, Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yayınları, İstanbul 2018, s. 3345; Tarih-i Göynüklü, s. 307; Tarih-i Raşid ve Zeyli, C II, s. 1137, 1148; Arifî Ahmed Efendi, 1717 yılı sonlarında Pasarofça Antlaşması’nın müzakereleri için birinci delege olarak seçilmiş olsa da daha sonra bu görevlendirmeden vazgeçilmiştir. Hüseyin Onur Ercan, Pasarofça Antlaşması, 1718: Diplomasi ve Barış, TTK Yayınları, Ankara 2022, s. 76n388.
  24. Tarih-i Raşid ve Zeyli, C II, s. 1148.
  25. Silahdar Fındıklılı Mehmed Ağa, Nusretname, İnceleme-Metin (1106-1133/1695-1721), haz. Mehmet Topal, TÜBA Yayınları, Ankara 2018, s. 1111; Tarih-i Raşid ve Zeyli, C II, s. 1174; KK 523’te bu tevcihin tarihi 17 Şubat 1720 olarak geçmektedir. Fahameddin Başar, Osmanlı Eyalet Tevcihatı (1717-1730), TTK Yayınları, Ankara 1997, s. 282; Şeyhî Mehmed Efendi ise tevcihin 1720 yılı ocak ayında gerçekleştiğini kaydetmiştir. Şeyhî, Vekâyiʻü’l-Fuzalâ, C IV, s. 3349.
  26. BOA, A.DVNSMHM.d. 129/814.
  27. BOA, A.DVNSMHM.d. 129/1236; Silahdar, Nusretname, s.1115; Şeyhî, Vekâyiʻü’l-Fuzalâ, C IV, s. 3350.
  28. BOA, A.DVNSMHM.d. 130/198; Silahdar, Nusretname, s.1137; Başar, Osmanlı Eyalet Tevcihatı, s. 282.
  29. BOA, A.DVNSMHM.d. 130/326, 327, 453, 478; 131/25.
  30. BOA, A.DVNSMHM.d. 131/162.
  31. Berna Torkak, Atik Şikayet Defterlerinde Ayntab, Diyarbekir ve Ruha (1649-1837), Harran Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayımlanmamış Doktora Tezi, Şanlıurfa 2023, s. 213.
  32. Yücel Özkaya, 18. Yüzyılda Osmanlı Toplumu, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 2010, s. 194.
  33. BOA, A.DVNSMHM.d. 131/157, 195.
  34. BOA, A.DVNSMHM.d. 131/578.
  35. BOA, A.DVNSMHM.d. 131/688, 690; BOA, İE.HLT. 5/510; İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, C IV/1, TTK Yayınları, Ankara 2007, s. 177; Tarih-i Göynüklü, s. 340; Tarih-i Raşid ve Zeyli, C III, s. 1334-1335; Başar, Osmanlı Eyalet Tevcihatı, s. 282.
  36. BOA, A.DVNSMHM.d. 132/240.
  37. BOA, A.DVNSMHM.d. 132/383, 426; Tarih-i Raşid ve Zeyli, C III, s. 1402-1408; Revan ahalisine verilen amannamenin sureti için bk. BOA, A.DVNSMHM.d. 132/1474; Revan seferinin ve fethinin detayları için bk. M. Münir Aktepe, 1720-1724 Osmanlı-İran Münasebetleri ve Silahşör Kemani Mustafa Ağa’nın Revan Fetih-namesi, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınları, İstanbul 1970.
  38. BOA, A.DVNSMHM.d. 132/207, 222, 358.
  39. BOA, A.DVNSMHM.d. 132/476; Tarih-i Raşid ve Zeyli, C III, s. 1411-1412.
  40. BOA, A.DVNSMHM.d. 132/832.
  41. BOA, A.DVNSMHM.d. 132/927; Tarih-i Raşid ve Zeyli, C III, s. 1426-27; yeniçerilerin sefer esnasında huzursuzluk çıkarmasında İran seferlerinin umulandan uzun sürmesi, ordunun İran’da kışlamak zorunda kalması ve padişahın Revan kuşatması sırasında Üçkilise’nin yağmalanmasına izin vermemesi de muhtemelen etkili olmuştur. Zira Revan’ın 3 ay süren kuşatması sırasında çok sayıda asker firar etmiş ve ordunun üç bin kişilik Mısır ordusuyla desteklenmesiyle kuşatma sürdürülmüştür. Serdar Genç, Lale Devrinde Savaş: İran Seferlerinde Organizasyon ve Lojistik, Kitap Yayınevi, İstanbul 2013, s. 177-178.
  42. Tarih-i Raşid ve Zeyli, C III, s. 1433.
  43. BOA, A.DVNSMHM.d. 132/939, 1074, 1080, 1083; Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, C IV/1, s. 178- 179.
  44. Tarih-i Raşid ve Zeyli, C III, s. 1450.
  45. BOA, A.DVNSMHM.d. 133/52.
  46. Tarih-i Raşid ve Zeyli, C III, s. 1461; Şeyhî, Vekâyiʻü’l-Fuzalâ, C IV, s. 3361.
  47. Tarih-i Raşid ve Zeyli, C III, s. 1471; Sicill-i Osmani’de 1727’de Halep, 1728’de Sivas’a tayin edildiği kayıtlıdır. Mehmed Süreyya, Sicill-i Osmani, C I, s. 321.
  48. BOA, A.DVNSMHM.d. 133/1484, 1567.
  49. Tarih-i Raşid ve Zeyli, C III, s. 1565.
  50. BOA, A.DVNSMHM.d. 135/630; Tarih-i Raşid ve Zeyli, C III, s. 1605.
  51. BOA, A.DVNSMHM.d. 130/802; 131/709.
  52. Başar, Osmanlı Eyalet Tevcihatı, s. 75.
  53. Murat Sula, “Ârifî Ahmed Paşa ve Bilinmeyen Eseri (El-Meʻârifü’l-Feyziyye)”, e-Şarkiyat İlmi Araştırmalar Dergisi, C XI/S. 3 (25), 2019, s. 1495.
  54. BOA, İE.TCT. 17/1855; BOA, A.DVNSMHM.d. 136/235.
  55. BOA, A.DVNSMHM.d. 136/351.
  56. BOA, A.DVNSMHM.d. 136/390, 497, 653.
  57. BOA, A.DVNSMHM.d. 136/704.
  58. BOA, A.DVNSMHM.d. 136/744, 774, 777, 829.
  59. BOA, A.DVNSMHM.d. 136/815.
  60. BOA, A.DVNSMHM.d. 136/864, 972.
  61. BOA, A.DVNSMHM.d. 136/960.
  62. BOA, A.DVNSMHM.d. 136/1049; Subhî Mehmed Efendi, Subhi Tarihi, Sami ve Şakir Tarihleri ile Birlikte 1730-1744 (İncelemeli ve Karşılaştırmalı Metin), haz. Mesut Aydıner, Kitabevi Yayınları, İstanbul 2007, s. 45-46.
  63. BOA, A.DVNSMHM.d. 136/965.
  64. BOA, A.DVNSMHM.d. 136/1012.
  65. BOA, A.DVNSMHM.d. 136/1167, 1170.
  66. BOA, İE. TCT. 18/2028; BOA, A.DVNSMHM.d. 136/1564.
  67. BOA, A.DVNSMHM.d. 136/1585.
  68. BOA, A.DVNSMHM.d. 136/1665, 1670, 1671.
  69. BOA, A.DVNSMHM.d. 139/95; Subhî Tarihi, s. 176.
  70. Tarih-i Göynüklü, s. 345.
  71. BOA, AE.SMHD.I 124/9066.
  72. BOA, İE.EV. 40/4605; BOA, C.DH. 22/1075.
  73. Özkaya, 18. Yüzyılda Osmanlı Toplumu, s.197-200.
  74. Ahmed Resmi, Halifetü’r-Rü’esa, s. 60; bu arada Arifî Ahmed Paşa’nın bazı malları da eşkıya tarafından gaspedilmiş, İstanbul’dan Bitlis ve Hazro hakimlerine gönderilen hükümde malların bulunarak paşaya iade edilmesi emredilmiştir. BOA, C.DH. 79/3917.
  75. BOA, A.DVNSMHM.d. 139/95.
  76. BOA, A.DVNSMHM.d. 139/104, 105; Subhî Tarihi, s.176-177; Sicill-i Osmani’de Arifî Ahmed Paşa’nın Teke mutasarrıfıyken kaza sonucu öldüğünden bahsedilirken, Osmanlı Müellifleri’nde ise Teke’de maktulan öldüğü belirtilmiş ancak ölüm yılı 1703/4 (H. 1115) olarak verilmiştir. Mehmed Süreyya, Sicill-i Osmani, C I, s.321; Bursalı Mehmed Tahir, Osmanlı Müellifleri, C II, haz. M. A. Yekta Saraç, TÜBA Yayınları, Ankara 2016, s.741.
  77. Bursalı Mehmed Tahir, Osmanlı Müellifleri, C II, s.741.
  78. İmam Birgivi tarafından namaz rükünlerinin doğru uygulanmasına dair kaleme alınmış olan bu eserin telif tarihi H. 975 / M. 1567-68’dir. Emrullah Yüksel, “Birgivî”, DİA, C VI, TDV Yayınları, İstanbul 1992, s.193.
  79. Müstakimzade, Tuhfe-i Hattatin, s.97.
  80. Arapça kaleme alınan eserin telif tarihi 4 Receb 1142/23 Ocak 1730’dur. Arifî Ahmed Paşa, el-Maʻârifü’l-Feyziyye, vr. 113b (https://portal.yek.gov.tr/works/detail/302609 erişim tarihi 17.10.2024).
  81. Sula, Ârifî Ahmed Paşa ve Bilinmeyen Eseri (El-Meʻârifü’l-Feyziyye), s. 1493-1495.
  82. Arapça kaleme alınan bu eser de H. 1142 tarihini taşımaktadır. Arifî Ahmed Paşa, Tefsîru Sûreti’lFâtiha, vr. 20b (https://portal.yek.gov.tr/works/detail/261547 erişim tarihi 17.10.2024).
  83. BOA, D.BŞM.MHF. 25/58, 27/6, 27/13.
  84. BOA, D.BŞM.MHF. 25/50 (5).
  85. Ahmet Mumcu, Osmanlı Devletinde Siyaseten Katl, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, Ankara 1963, s. 156-157; Telci, “Osmanlı Devletinde 18. Yüzyılda Muhallefat ve Müsadere Süreci”, s. 150.
  86. Cezar, “Bir Ayanın Muhallefatı”, s. 66.
  87. BOA, A.DVNSMHM.d. 139/105; BOA, AE.SMHD.I 233/18750, 237/19049; BOA, D.BŞM. MHF. 25/40, 25/41 (4), 25/53, 27/9.
  88. BOA, C.ML. 517/21109; BOA, D.BŞM.MHF. 25/41 (2).
  89. BOA, D.BŞM.MHF. 25/40, 25/50 (5), 27/5, 27/8, 27/12.
  90. BOA, D.BŞM.MHF. 27/11, 27/16; BOA, C.ML. 518/21160.
  91. BOA, D.BŞM.MHF. 19/27.
  92. BOA, D.BŞM.MHF. 19/27; BOA, D.BŞM.MHF. 25/50 (5).
  93. Cezar, “Bir Ayanın Muhallefatı”, s. 58.
  94. BOA, D.BŞM.MHF. 27/7.
  95. BOA, MAD.d. 10326, s. 322.
  96. BOA, MAD.d. 10326, s. 324.
  97. BOA, D.BŞM.MHF. 25/50 (4).
  98. BOA, C.ML.521/21296.
  99. BOA, MAD.d. 10326, s. 326.
  100. BOA, D.BŞM.MHF. 25/60.
  101. BOA, D.BŞM.MHF. 27/19.
  102. BOA, D.BŞM.MHF. 19/27.
  103. BOA, D.BŞM.MHF. 19/27.
  104. BOA, D.BŞM.MHF. 19/27.
  105. BOA, D.BŞM.MHF. 25/67.
  106. BOA, MAD.d. 10326, s. 326.
  107. BOA, D.BŞM.MHF. 25/50 (5), 27/10.
  108. BOA, D.BŞM.MHF. 19/27.
  109. BOA, D.BŞM.MHF. 25/41 (1).
  110. BOA, D.BŞM.MHF. 25/41 (3).
  111. Terkeşan çiftliğindeki hayvanlarla ilgilenen çobana senelik 56 koyun çobanlık hakkı verilmiştir. BOA, D.BŞM.MHF. 24/139; çiftliğin H. 1143 ve 1144 senelerine dair gelir-gider kaydı için bkz. BOA, D.BŞM.MHF. 21/2; aynı yıllarda çiftlikte 178 kile buğday ve 125 kile arpa ve 23 kantar pamuk elde edilmiştir. BOA, D.BŞM.MHF. 24/140.
  112. BOA, D.BŞM.MHF. 25/41 (1).
  113. BOA, D.BŞM.MHF. 19/27.
  114. BOA, D.BŞM.MHF. 25/50 (5).
  115. BOA, D.BŞM.MHF. 19/27.
  116. BOA, D.BŞM.MHF. 19/27.
  117. BOA, D.BŞM.MHF. 26/2.
  118. BOA, D.BŞM.MHF. 27/17.
  119. BOA, D.BŞM.MHF. 25/50 (5).
  120. BOA, D.BŞM.MHF. 25/67.
  121. BOA, D.BŞM.MHF. 25/62.
  122. Cahit Telci, “Aydın Muhassılı Abdullah Paşa ve 1148 (1735) Senesinde Zaptedilen Muhallefatı”, Tarih İncelemeleri Dergisi, C XV/S. 1, 2000, s. 208.
  123. BOA, D.BŞM.MHF. 19/27.
  124. BOA, D.BŞM.MHF. 25/50 (5).
  125. BOA, D.BŞM.MHF. 19/27.
  126. BOA, D.BŞM.MHF. 19/27.
  127. BOA, D.BŞM.MHF. 25/55.
  128. BOA, D.BŞM.MHF. 25/50 (5).
  129. Tülay Artan, “18. Yüzyıl Başlarında Yönetici Elitin Saltanatın Meşruiyet Arayışına Katılımı”, Toplum ve Bilim, S. 83, 1999/2000, s. 312-313.
  130. BOA, D.BŞM.MHF. 27/7.
  131. BOA, D.BŞM.MHF. 25/50 (5).
  132. BOA, D.BŞM.MHF. 27/6.
  133. BOA, D.BŞM.MHF. 27/13.
  134. BOA, D.BŞM.MHF. 25/58.
  135. BOA, D.BŞM.MHF. 25/53, 25/54.
  136. BOA, D.BŞM.MHF. 25/49.
  137. BOA, D.BŞM.MHF. 25/51.
  138. BOA, D.BŞM.MHF. 25/50 (2).
  139. BOA, D.BŞM.MHF. 25/50 (1).
  140. BOA, D.BŞM.MHF. 25/52.
  141. BOA, D.BŞM.MHF. 26/4, 27/20.
  142. BOA, D.BŞM.MHF. 25/50 (3).
  143. BOA, D.BŞM.MHF. 25/57.
  144. BOA, D.BŞM.MHF. 25/63, 25/64.
  145. BOA, D.BŞM.MHF. 25/91.
  146. BOA, D.BŞM.MHF. 25/91.
  147. BOA, D.BŞM.MHF. 25/65.
  148. BOA, D.BŞM.MHF. 25/55, 26/4.
  149. BOA, D.BŞM.MHF. 25/91.
  150. BOA, D.BŞM.MHF. 25/55.
  151. BOA, D.BŞM.MHF. 25/58.
  152. BOA, D.BŞM.MHF. 25/91.
  153. BOA, D.BŞM.MHF. 26/2.
  154. BOA, D.BŞM.MHF. 26/3, 26/4, 27/20.
  155. BOA, D.BŞM.MHF. 25/91.
  156. BOA, D.BŞM.MHF. 25/39; BOA, TSMA.d 2376/7.
  157. BOA, D.BŞM.MHF. 26/1.
  158. Telci, “Aydın Muhassılı Abdullah Paşa ve 1148 (1735) Senesinde Zaptedilen Muhallefatı”, s.199, 218; Cahit Telci, “Malî Bir Ünite Olarak Aydın Muhassıllığı”, Tarih İncelemeleri Dergisi, C XXI / S 1, 2006, s. 144-145.
  159. Selim Parlaz, “Revan Muhafızı İbrahim Paşa’nın Muhallefatı”, Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi, C IX/S. 1, 2022, s. 14-15.
  160. Bekir Gökpınar, “Şam Valisi Vezir Topal Yusuf Paşa’nın Muhallefatı (1716)”, Süleyman Demirel Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi, S. 56, 2022, s. 138.
  161. Bahadır Emre Küçükkalay-Bekir Gövdere, “Osmanlı Devleti’nde XVIII. Yüzyıl Merkez ve Taşra Bürokratlarının Servetlerinin Karşılaştırmalı Analizi”, İslam Ekonomisi ve Finansı Dergisi, C IX/S. 2, 2023, s. 285-287.

Şekil ve Tablolar